8 Eylül 2011 Perşembe

RİŞVAN AŞİRETİ


                                     RİŞVAN   AŞİRETİ

       Aşiret; aynı kökten gelmiş olup birlikte yaşayan ve birlikte konup göç eden halk, oymak anlamlarına gelmektedir. Rişvan Aşireti Anadolu’daki büyük Türkmen aşiretlerinden birisidir. Geçen asırlardaki aşiret yapılarının çoğunlukla kaybolduğu günümüzde bile, Rişvan Aşireti aşiret yapısını zayıflamış olsa da sürdürmektedir.

       Rişvan Aşireti hakkındaki en eski bilgiler 16.yüzyıl başlarına ait Osmanlı tapu tahrir defterleri sayesinde mümkün olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Haziran 1515’te Dulkadirli Beyliği topraklarıyla birlikte Malatya, Kâhta ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman) bölgesini fethedip Osmanlı topraklarına katmasıyla, buralarda konargöçer durumda olan Rişvanların da dâhil olduğu bütün Türkmen aşiretleri Osmanlı devletinin tebaası oldular. Bölgede Osmanlılarca yapılan  ilk kayıtlara göre Rişvanlar Maraş Yörükleri ve Kara Ulus taifesi içinde yer almakta ve Oğuzların İğdir Boyundan gelmektedir (Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650) cilt IV, sayfa 1912-14, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2009, Ankara).  

       Rişvan Aşireti hakkındaki  en geniş bilimsel doğru bilgiyi, kendisi de aynı aşiretten olan değerli tarihçi Doçent  Dr. Faruk Söylemez’in yayınlarından öğreniyoruz. Bu  yayınların Osmanlı Arşivlerinde 7 yıl süren bir çalışmanın ürünü  olduğu bilinmektedir. Kendisinin Rişvan’larla ilgili ilk eseri;    ‘Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi, Rişvan Aşireti Örneği’ isimli, 323 sayfayı aşkın kitabıdır ki, ‘Kitapevi’ adlı yayınevi tarafından  2007 yılında İstanbul’da basılmıştır. Diğeri ise Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisinin 2002 yılındaki  12. sayısının 39-52. sayfalarında yayınlanan ‘Rişvan Aşireti’nin  Cemaat, Şahıs ve Yer Adları Üzerine Bir Değerlendirme’ isimli makalesidir. Aşağıdaki yazı büyük ölçüde bu yayınlar esas alınarak hazırlanmıştır.

       İlk tahrir 1519’da yapılarak Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki 71 numaralı tapu tahrir defterine kaydedilmiştir (Dergi). O dönemde Kâhta’da bulunan Rişvan Aşireti de bu tahrirde sayıldı. Bölgenin  Osmanlı Devletine katılmasıyla  Kâhta sancak haline getirilen Malatya’ya bağlandı. Rişvan Aşireti 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Maraş bölgesinde de görülmeye başladı. Mesela 1565’de Maraş’ta bulunan Türkmen cemaatleri arasında Rişvan. Aşiretinin, Bektaşlı, Çakallı, Hamidli, Rişvan Cemaatleri zikredilmiştir. 1578’de Elbistan yöresinde çıkan Şambayatlı Sahte Şah İsmail’in etrafında toplanan Türkmenler içerisinde Rişvan Aşireti mensupları da vardı. Rişvanlar 17. ve 18. yüzyıllarda ise Zülkadriye (Maraş) Beylerbeyliğinin bütün topraklarına yayıldılar.  Rişvan Aşiretinin Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri 17. ve 18. yüzyıllarda başka hiçbir Türk aşiretine nasip olmayacak yakınlıkta başlayıp devam etmiştir. Zira bu dönemlerde birçok Rişvan beyinin Maraş, Adana ve Sivas’a vali olarak atandığı, Malatya sancak beylerinden çoğunun  Rişvanzadeler’den olduğu görülmektedir (sayfa 74-56).

       Doğu Anadolu’nun en ünlü ailelerinden olan Rişvanzadeler, 1650- 1850 yılları arasında kendi bölgelerinde mutlak söz sahibi oldular.  Türkmen asıllı bu ocaktan çoğu beylerbeyi (mirimiran) rütbeli Halil Paşa, Ömer Paşa, Mehmet Paşa gibi tanınmış derebeyi paşalar gelip geçti.   Bu paşalar, beylerbeyliği merkezi olan Maraş veya sancak beyliği merkezi olan Malatya’daki saraylarında,  Besni’deki konaklarında otururlardı (sayfa 229) . Rişvanzadeler’den beylerbeyi olarak atananların ilki Halil Paşadır.1701’de Maraş Beylerbeyi olmuştur. Atandığı dönemde  bölgede eşkıyalıklarda bulunan Cihanbeyli aşiretinden bazı kişilerin bertaraf edilmesiyle uğraşmıştır  (sayfa 231). Rişvanzedeler’den son Maraş Beylerbeyi II. Süleyman Paşadır. 1841 yılına kadar Maraş’ta görevini sürdürmüş sonra Diyarbakır valiliğine atanmıştır (sayfa 284). Bütün bunlar Osmanlı Devletinin Rişvan Aşiretine büyük önem verdiği ve bu aşirete güvendiğini göstermektedir.


           Rişvan  Aşiretine Mensup Cemaatler (sayfa 20-37)

       Bu büyük aşiret birçok cemaatten oluşuyordu:

1.Ömeranlı Cemaati. An eki Farsçada çoğul ekidir. Ömeran Ömerler anlamına gelmektedir. 1519-1536 yılları tahrirlerinde Hacı Ömerli olarak kaydedilen, Rişvan Aşiretine mensup cemaatlerin ilk sırasında yer alan cemaattir. 1536’da diğer isminin Kaytanlı olduğu belirtilmiştir. Kâhta, Malatya, Adıyaman başta olmak üzere Konya, Sivas, Divriği, Alacahan, Darende,  Gürün, Antakya, Trablus, Şam’da konargöçer olarak yaşadıkları, ayrıca Tırhala Sancağı ( Bugün Yunanistan’da bulunuyor ) ile bu sancağa bağlı Yenişehir,  Çatalca kazalarında, Maraş, Kilis, Antep sancakları ve Halep eyaletinde yaşadıkları ifade edilmektedir.

2-Hıdır Soranı (Hıdır Sorlu) Cemaati. Günümüzde de Adıyaman’da oturmaktadırlar.

3-Kelleli (Gelerli/Kelerli) Cemaati.  16.yüzyılda Malatya,  Kâhta ve Adıyaman’da konargöçerken daha sonraki yıllarda Eğin, Ergani,  Antep ve Kilis’te konargöçer olarak bulundular. Günümüzde Malatya ve Adıyaman’da yaşamakta ve Gelerli olarak anılmaktadırlar.

4- Celikanlı Cemaati. 16. yüzyılda Kâhta’da konargöçer hayatı yaşamaktaydı.18.yüzyılda da Antep, Sivas’ın Alacahan ve Divriği kazalarında konargöçer olarak bulunmuşlar, 19. yüzyılda ‘Çelikanlı’ ismiyle Konya, Maraş, Kilis, İslâhiye’de konargöçer olarak yaşamışlardır. Günümüzde Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde ve Gaziantep’in İslâhiye ilçesi ile çevresinde yoğun olarak oturmaktadırlar.

5- Mülükanlı Cemaati. 16. yüzyılın ilk yarısında Malatya ile Kâhta çevresinde konargöçer olarak bulunmuşlardır.  Aynı yüzyılın ikinci yarısından itibaren Malatya sancağı’na bağlı Hısn-ı Mansur (Adıyaman) ve Kâhta kazaları, Gelibolu sancağına bağlı İnecik kazası, Diyarbakır eyaleti ve ona bağlı Ergani kazası, Bozok sancağı, Sivas’a bağlı Divriği kazası ve Arapkir sancağı civarındaki Sarıçicek dağında bulunmuşlardır. Bugün Malatya ve çevre köylerinde bulunan Mülükanlı Cemaati için ‘ Molikanlılar’ tabiri kullanılmaktadır.

6- Mendubali( Mendollu) Cemaati.  1519’ da sadece Kâhta’da bulunurlarken daha sonra başta Malatya sancağı olmak üzere Rakka, Karaman ve Halep eyaletleri; Kilis, Birecik, Antep, Arapkir, Maraş ve Sis (Kozan) sancakları ile Rumkale, Behisni ve Antakya kazalarında konargöçer hayatı yaşamışlardır. Mendollu Cemaati halen koyunculuğu ile meşhur olup, Malatya’nın güneybatısında kendi adı ile yaylası bulunmaktadır. Diğer Türkmen aşiretlerinde olduğu gibi büyük kısmı yerleşik hayata geçmiş ve tarım ile meşguldür.

7- Zerukanlı Cemaati. 16. yüzyılda da Malatya sancağının Kâhta kazasında, konargöçer iken 18. yüzyılda başlarında Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasının Gülek karyesinde meskûndular.

8- Boğrası Cemaati. 16. yüzyılda Kâhta’da konargöçer hayatı yaşamışlardır. 1536’ daki tahrir defterinde iki kola ayrıldığı, diğer kolun Dımışklı adını aldığı görülmektedir.

9- Rumiyanlı Cemaati. 1519’ da Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman),  1536’ da Kâhta’da bulunmaktaydılar. 17. yüzyıldan itibaren Siverek, Rakka, Erzurum, Kars, Çıldır, Ahıska, Sivas, Malatya, Maraş, Amasya, Karahisar-ı Şarki, Karaman ve Aydın sancakları ile Nizip, Birecik, Tokat kazalarında konargöçer hayatı yaşamışlardır.

10- Mansur Cemaati. 1519’da Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasında bulunan bu cemaat sonraki tahrirlerde Mansurganlı olarak yazılmışlardır.

11- Rişvan Cemaati. Hısn-ı Mansur’un (Adıyaman)  köylerinde   bulunmuşlardır.

12- Çakallı Cemaati. Behisni çevresine yerleşmişlerdir.

                                    Rişvan Aşireti’ne mensup diğer oymaklar

Zaman içinde cemaatler büyümüş, her biri kendi içinde kollara ayrılarak yeni cemaatler meydana gelmiştir. Buna göre Rişvan Aşireti’ne mensup diğer oymaklardan da bahsetmek gerekmektedir.

13- Dalyanlı Cemaati.  İsmine 18. yüzyılda rastlanmaktadır. 19. yüzyılda Uzunyayla’da yaylayıp Halep taraflarında kışlamaktaydı.

14- Dımışklı Cemaati. Boğrası’nın bir koludur. 16. yüzyılda Kâhta’da sonraki yüzyıllarda Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazası, Kilis sancağı, Hüdavendigar (Bursa) sancağına tabi Gölpazarı kazasında konargöçer hayatı yaşamışlardır.

15- Hacılar Cemaati. Ağırlıklı olarak Orta Anadolu’da olmak üzere; güneyde Anamur kazasından kuzeyde Sinop sancağına, doğuda Malatya’dan batıda Kütahya ve İzmir’e, Rumeli’de Edirne ve Varna’ya kadar birçok yerde bulunmaktaydı. Cemaatin bir kısmı 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Ankara’nın Haymana kazasında oturmuşlardır. Kayseri çevresindekiler ise zamanla bugünkü Hacılar kasabasına yerleşerek buraya adlarını vermişlerdir.

16- Halikanlı Cemaati. 19. yüzyılda Konya ile Sivas arasında yaylak kışlak hayatı sürdürmekteydi. Bir kısmı Ankara Haymana’da bulunmuşlardır. Bugün Malatya’da yerleşik olarak bulunmaktadırlar.

17- Hamdanlı  Cemaati. 18. yüzyılda  Trablusşam ve Antakya’da konargöçer olarak bulunmuşlardır.
18- Hacı Musa Cemaati. Rişvan Aşireti’nin Mülükanlı Cemaatinin bir kabilesi olarak 18. yüzyılın ikinci yarısında Malatya’nın Kürne ve Kürecik nahiyelerinde oturmaktaydı.

19- Hama( Hamolu) Cemaati. Rişvan Aşireti’nin Mülükanlı Cemaatine tabi olarak bahsedilmiştir. Kışları Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman)  yazları Malatya’nın Balaban nahiyesinde yaşamaktaydı.

20- Hamitli Cemaati.  Hısn-ı Mansur’dan (Adıyaman)  Kastamonu’ya kadar bir çok sahada konargöçer olarak bulunmuşlardır. Bir kısmı Manisa’ya tabi Kırkağaç kazasının Hamitli köyünde oturmaktaydı. Bu cemaate Malkara, Akçekızanlık (şimdi Bulgaristan’da) ve Edirne gibi Rumeli şehirlerinde de rastlanmaktadır.

21- Hoşnişin Cemaati. Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazası ve  Musul eyaletinin Kerkük sancağında bulunmaktaydı.

22- Şefikanlı Cemaati. 19. yüzyılda Konya eyaletinde yaylak kışlak hayatı yaşamaktaydı.

23- Azizli ( Azizler) Cemaati. Adana eyaletine tabii Sis( Kozan) sancağında, Kütahya sancağına tabi inay kazasında, Adana sancağına tabii Bürendi kazasında, Saruhan sancağına tabi Manisa kazasında, Rakka eyaletinde(şimdi Suriye’de), Maraş ve Niğde sancaklarında, Kütahya sancağına tabi Dağardı kazasında, Paşa sancağına tabi Edirne ve Dimetoka (şimdi Yunanistan’da)  kazalarında yaşamaktaydılar.

24- Bektaşlı Cemaati: 18. yüzyılda Antep, Maraş,  Kayseri arasında konargöçer olarak bulunmuşlardır.

25- Bereketli Cemaati. Malatya sancağında bilhassa Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  çevresinde konargöçer hayatı yaşadıkları ayrıca Adana, Paşa (Rumeli’nde), Selanik sancaklarında bulundukları anlaşılmaktadır.

26- Benamlı Cemaati. Adıyaman çevresinde ayrıca Birecik, Rakka, Antep, Nizip ve Kilis yörelerinde bulunduğu ifade edilmiştir.

27- Cudikanlı Cemaati. 18. Yüzyılda da Adana’da , Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman)  konar göçerdi. Ayrıca Bozok (Yozgat) ve Sivas eyaletlerinde de bulunmaktaydı. Cemaatin bir bölümü 1847 -1848 yıllarında  Konya’nın Esbkeşan( Cihanbeyli) kazasına yerleştirilmiştir.

28- Rudikanlı Cemaati. 18. yüzyılda Hısn-ı Mansur’un (Adıyaman)  Gülek köyünde yaşıyordu. Bugün Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinin Korucak( Rutikan) köyünde oturmaktadırlar. Rişvan Aşiretine tabi Kellelü ( Gelerli) cemaatinin bir koludur.

29- Mahyanlı Cemaati. Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman)  oturmaktaydı.

30- Belikanlı Cemaati: 18.yüzyılda  Hısn-ı  Mansur (Adıyaman), Maraş, Nizip yörelerinde konargöçer olarak bulunuyordu. 1840’ lı yıllarda bir kısmı Konya eyaleti içinde konargöçer olarak yaşıyordu.
30- Bazikli Cemaati. 1737’ de Maraş, Rumkale ve Urfa civarında konargöçer olarak yaşıyordu.

32- Dumanlı Cemaati. 1760’ ta Divriği’de 19. yüzyıl başlarında Sivas, Maraş ve Malatya arasındaki bölgede yaylayıp kışlamaktaydı. Aynı tarihlerde bir kısmı Orta Anadolu’da bulunmaktaydı. Ayrıca Rakka’dan Edirne’ye kadar farklı yerlerde görülmekteydiler.

33- Hacebanlı (Hacevanlı) Cemaati. 18. Yüzyılda ın ilk yarısında Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasında kışlamaktaydı. Bir kısmı Divriği kazasında bulunuyordu. 19. yüzyılda  Bozok (Yozgat), Kırşehir, Ankara, Haymana’da kışlamaktaydı.

34- Hacı Bereketli( Hacı Bereketoğlu) Cemaati. Bozok sancağının Çiçekdağı kazasında ve Niğde sancağında konargöçer hayatı yaşamaktaydı.
                                        
35- Hıdıranlı Cemaati: Rişvan Aşiretine tabi konargöçer Türkman Yörükanı tayfesinden sayılan Hıdıranlı Cemaatinin Teke( Antalya), Maraş, Adana, Tarsus, Sis, İçel, Kilis, Şarki Karahisar, Şam sancağı ile İçel sancağına tabi Ermenek kazası, Malatya sancağına tabi Hısn-ı Mansur kazası, Trablusşam eyaletine tabi Hasun nahiyesi, Vize sancağına tabi Çorlu kazası, Köstendil sancağına tabi Usturumca kazası (şimdi Makedonya’da), Hüdavendigar (Bursa) sancağına tabi Bergama kazası ve Rakka eyaletinde (şimdi Suriye’de)  yaşamaktaydı. Hıdıranlılar günümüzde de Adıyaman çevresinde yaşamaktadırlar.

36- Nestikamlı Cemaati. Malatya sancağının Hısn-ı Mansur (Adıyaman) kazasında konargöçer olarak hayatını sürdürmekteydi.

37- Okçuyanlı Cemaati. Bu cemaatin bir kısmı 1840’ lı yıllarda Konya eyaleti sınırları içinde, bir bölümü ise Kırşehir ve Yozgat arasındaki bölgede bulunuyordu. Bir kısmı da Hısn-ı Mansur (Adıyaman)   ve Malatya sancağında bulunmaktaydı. Cemaatin bir bölümü 1844’ de Trablusşam eyaleti ve Antakya havalesine yerleşmişlerdi.

38- Geleçorlu Cemaati. Maraş ve Malatya topraklarında yaşıyorlardı.

39- Köseyanlı( Köseli) Cemaati. Gelerli ( Kellelü) Cemaatinin bir koludur. Malatya, Besni, Samsat ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasında konargöçer hayatı yaşamaktaydı. Günümüzde de aynı yerlerde kalabalık bir cemaat hatta aşiret olarak yaşamaktadırlar.

40- Şeyh Balanlı( Şeyh Bilanlı’ Şeyh Bulanlı) Cemaati. 19. yüzyılda Kayseri,  Yozgat arasında konargöçer hayatı yaşamaktaydı. Ayrıca Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Malatya, Maraş, Rakka, Antep sancaklarında meskûndular.

41- Terkenli Cemaati. 1830’lu yıllarda Orta Anadolu’da yaylak kışlak hayatı yaşadıkları biliniyordu.

42- Terziyanlı ( Derziyanlı) Cemaati. Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  ve Ordu kazasında meskûndu.

43- Sevirli Cemaati: Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Rakka, Maraş eyaletinde konargöçer olarak yaşamaktaydı.



Rişvan Aşiretinin İskânı (Yerleşmesi)
           
            İskânın Sebepleri:

1- Yerleşik Halkın Ekinlerine Zarar Verilmesi

       Rişvan Aşireti diğer Türkmen aşiretleri gibi yazlık kışlık hayatı yaşıyorlardı. Bahar geldiğinde yaylağa giderken,   koyun sürülerinin kalabalık oluşu ve geçiş yollarının darlığı gibi sebeplerle, yol üzerinde bulunan köylerin ekinlerine ister istemez zarar veriyorlardı. Bu da konargöçerlerle yerleşik halk arasında çatışmalara yol açmaktaydı. İç huzuru bozan bu olaylar karşısında yöneticiler çareyi konargöçerleri yerleştirmede (iskân etmede) buluyorlardı.

       Rişvan Aşireti zamanla büyüyünce Malatya – Adıyaman – Maraş dışına da yayıldı. 1800’li yıllarda Rişvan ve Afşar aşiretlerinin bir kısmı Konya, Ankara ve Bozok (Yozgat)  taraflarında kışlayıp, buraya uzak bir mesafede bulunan Uzunyayla’da (Maraş, Kayseri, Sivas, Malatya arasında) yaylamaktaydılar. Yaylaya giderken halkın ekinlerine zara verilmekte, köylülerin ürünleri hayvanlara yedirilmekteydi. Bunun üzerine Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa 15 Temmuz 1849 (24 Şaban 1265) tarihinde başkent İstanbul’a yazdığı bir yazıda, tarımla uğraşan halkın rahat ve huzurunun sağlanması için adı geçen aşiretlerin bir an önce iskân edilmelerinin gerekli olduğunu ifade ediyordu (sayfa 163).
      
       Zaten daha önceden (1846–1847 yıllarında) Konya yöresindeki Rişvan aşiretinin Nasırlı Cemaati’nden 125 hane, Şefikanlı Cemaati’nden 110 hane,  Cudikanlı Cemaati’nden 50 hane, 1847–1848 yıllarında Çelikanlı Cemaati’nden 100 hane,  Şefikanlı Cemaati’nden 33 hane, Ömeranlı Cemaati’nden 30 hane, İlhanlı Cemaati’nden 25 hane ve Mülükanlı Cemaati’nden 10 hane iskân edilmişlerdi. Vecihi Mehmet Paşanın yazısı her halde konargöçerliğe devam eden diğer aşiret mensuplarının da yerleştirilmesi için yazılmıştır (sayfa 164).

       2002 yılında yayınlanmış, Cihanbeyli’yi tanıtan bir kitapta, bölgedeki Rişvan cemaatleri ve yerleştikleri yerler şöyle belirtilmiştir:
Nasırlı: Yeniceoba, Karagedik, Burunsuz, Kuşca
Halikan: Gölyazı, Yapalı, Karacadağ
Ömeran: Tavşançalı, Beşkardeş, Çöpler, Altılar, Tavlıören, Zincirlikuyu
Sevkan: Bulduk, Kerpiç, Güzelyayla, Celep, Gürdoğan
Celikan: Kütükuşağı, Atkafası, Kırkpınar, Hisar
Molikan: Kırkışla
Bilikan: Şereflikoçhisar, Bala
Şıkban: Çiçekdağı, Kırşehir
Mifkan: Kırşehir
Bereketan: Çiçekdağı
Cütkan: Cihanbeyli, Kulu
Mihina Okçiyan: Karacadağ, Tavşançalı, Yerköy ( Flamingo ve Tuz Diyarı Cihanbeyli, 2002, sayfa 8)

       Rişvan aşiretinin Hamidli ve Hacılar adlarını taşıyan iki Yörük cemaatinden, Hamidli Cemaati’nin Malatya’nın Hısn-ı Mansur kazasından başlayarak Rakka (bugün Suriye’de bulunuyor.), Adana, Tarsus, İçel, Alâiye (Alanya), Teke (Antalya), Amasya, Boyabat (Sinop), Kastamonu, Kete(Hüdavendigar), Rumeli’de Akçakızanlık (Bugün Bulgaristan’da) olmak üzere geniş bir alana yayıldığı anlaşılmaktadır. Çok erken tarihlerden itibaren Batı Anadolu ve Rumeli’de yerleşik hale geldikleri görülmektedir. Nitekim Hamidli Cemaati’nin adını almış köylere Manisa’nın Kırkağaç kazasında, İzmir’de, Trakya’da, Malkara’da, Akçakızanlık’ta, Edirne’de, Kastamonu’da rastlaması, bu cemaatin buralara yerleştirildiğini göstermektedir (sayfa 164).
           
       Rişvan’ın Hacılar Cemaatinin de yine Malatya’dan Rumeli’ye, Sinop’tan İçel’e kadar geniş bir alanda yaşadığı anlaşılmaktadır. Batı Anadolu’da İzmir’de, Orta Anadolu’da Kayseri’de, Rumeli’de Edirne ve Silistre sancağına tabi Varna’da (bugün Bulgaristan’da) Hacılar cemaatine rastlanmaktadır (sayfa 164-165).

            2- Bazı Aşiret Mensuplarının eşkıyalıkları

       O dönemde Rişvan aşireti gibi pek çok aşiretin, bazı mensuplarının, yerleşik köylülere ve yolculara saldırıp mal, eşya ve paralarını gasp ettikleri bilinmektedir. Mesela Rişvan’ın Bektaşlı Cemaati eskiden beri eşkıyalığı ile ün yapmıştı. Bu cemaatin Afşar ve Kılıçlı aşiretleri ile birlikte halka zarar vermesi sebebiyle hükümet Maraş Beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa’dan bunları Rakka’ya sürerek yerleştirilmelerini istemişti. (Sayfa 165-166)
      
       Orta Anadolu’daki konargöçer Rişvan Aşiretinin yerleştirilmelerinin bir gerekçesi olarak, Ankara Valisi Vecihi Mehmet Paşa’nın 16 Şubat 1849 (23 Rebiyülevvel 1265) tarihli yazısında, bazı aşiret mensuplarının hırsızlık, adam öldürme ve ırza dokunma gibi eylemleri ileri sürülmüştür. Vecihi Mehmet Paşaya göre bölgenin en büyük aşireti olan Rişvan yerleştirilerek itaat altına alınırsa, bölgede yaşayan Cihanbeyli ve Afşar aşiretlerinin de boyun eğmesi mümkün olacaktır. Böylece Rişvan Aşiretinin bazı oymakları Ankara ve Bozok (Yozgat) sancakları kazalarından Akdağ, Karahisar-ı Behramşah, Sorgun, Kızılkoca, Süleymanlı, Selmanlı, Konur, Budaközü, Keskin gibi uygun kazalar ile Balâ kasabasına yerleştirilmişlerdir.(Sayfa 167-168)

       Rişvan Aşiretinin Belikanlı Cemaatinden Akdağ kazasının Çayırşeyh yaylasında konargöçer hayatı yaşayan 27 hanenin başında eşkıyalığı ile meşhur Sülü (Sülo) isimli bir kişi vardı. Yaylanın eşkıya yatağı olması üzerine bunlar buradan kaldırılıp Haymana Ovasına iskân edildi. Haymana civarındaki belli başlı Rişvan köyleri Karagedik, Güzelyayla, Kerpiç ve Bumsuz’dur (sayfa 168-169).          
           
       Eşkıyalık bazen kendi aşiret mensuplarına karşı da yapılıyordu. Mesela 27 Ocak 1706 da (12 Şevval 1117) Rakka valisine gönderilen bir yazıda; .Hısn-ı Mansur kazasına tabi Rişvan Aşiretinden 16 kişinin boy beylik ve torunluk iddiasıyla,  kendi akrabalarının mallarını zorla aldıkları, bunların Rakka’ya yerleştirilerek şerlerinin defedilmesi emrediliyordu (sayfa 169).
           
       1841–1842 yıllarında  Rişvan Aşiretinin Mülükanlı Cemaati ile diğer bir kısım oymakları, Bozok Sancağı köyleri ile Mamalı ve Süleymanlı kazalarına yerleştirildi. Rişvan Aşiretinin Hacebanlı Cemaati kışlakları olan Küre Dağından kaldırılarak Haymana’ya iskân edildi(sayfa 169).
           
       19. yüzyılın 2. yarısında Osmanlı Devleti’nin yaptığı en kapsamlı iskânlardan birisi 1865 yılında Derviş ve Cevdet paşaların “Fırka-i İslâhiye” adlı bir tümen askerle yaptırdıkları iskândır. Bu çerçevede Rişvan Aşiretinden Çelikanlı Cemaati ve Delikanlılar, Maraş’ı Amik Ovasına bağlayan Dumdum ovasına yerleştirildi. Bölgede bir kaza kuruldu. Adına İslâhiye dendi. İslâhiye kazası Maraş sancağına bağlandı. Altıntop isimli yere, aynı adlı bir köy kurularak Delikanlı Cemaatinden 120 hane buraya yerleştirildi. Aynı ovada Gümüştepe ve Selimdede adlarında da iki yeni köy kurularak Delikanlı Cemaati ve Rişvan Aşiretine tabi Çelikanlı Cemaatinden 100er hane oturtuldu. Ayrıca Çelikanlı Cemaatinden 100 hane Örtülü Peykâr köyüne, 125 hane Arpalı Höyüğü isimli yeni kurulan köylere yerleştirildi (sayfa 170,171,185,186).


            3- İskânın diğer sebepleri

       Konargöçer aşiretlerin yerleştirildikleri yerler ihtiyaçlarını karşılamıyor ise bir kısmı boş bulunan köylere veya yeni kurulan köylere yerleştirilmişlerdir. Mesela Ankara Valisi, Kayseri Sancağının Zamantı kazasına tabi köylerde oturan Rişvan Aşiretinin yerlerinin dar olması sebebiyle bir kısmının boş köylere yerleştirildiğini, geri kalanlarının ise yeni köylerde iskân edildiğini 6 Ekim 1853 (3 Muharrem 1270) tarihli bir yazıyla İstanbul’a bildirdi (sayfa 171).

       Devlet iskânı kolaylaştırmak için barınacakları evler, ziraat yapmaları için öküz, tohum, çift aletleri, vergi muafiyeti gibi yollara da başvuruyordu (sayfa 183-184).
           
       Besni’nin yukarı Nasırlı, Çakallı, Köseli ve Köseceli köylerini Rişvan Aşiretinin aynı adlı cemaatlerinin kurduğu görülmektedir. Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinin adı da Rişvan Aşiretinin Çelikanlı Cemaatinden gelmektedir.

       Aşiretler her zaman devlet tarafından yerleştirilmemiş, büyük oranda da kendiliğinden yerleşmişlerdir. Mesela 1677’ de Rişvanzade İbrahim Bey beraberindeki 800 hane ile Hısn-ı Mansur kasabası ve köylerine cebren yerleşmişlerdi (sayfa 193).
           
       Yerleşme işi 1560’ lı yıllarda bile görülmektedir. Kahta’nın Pağnik nahiyesinin Zerni Köyü,  Turuş  nahiyesinin  Fahrettin karyesi, Hısn-i Mansur kazasının  Yılkan,  Çerçiyan, Ağdere, Gerani, Hoşter-i Küçük, Güyez, Eğdir, Tuşbudak, Numan köyleri, ve bölgediki Genedolu, Kozkenar, Hertut, İncirlü, Korkmaz, Günez, Güllük, Til, Alitaş, Turali Burcu, Çakal, Gülbaharı, Keferkeros, Akpınar, Vakıf, Kuyucak, Kepirli, Tahnalu, Meşhedi, Kargılyüce, İnabluca, Boşviranı mezralarında ziraatla uğraşan Rişvan Aşireti mensupları vardı (sayfa 193-199).
  
      Rişvan Aşiretinin iskânı sadece köylere değil şehirlere de oluyordu.  Rişvan Aşiretinden bazılarının 1760–1770 yıllarında Antep’te oturdukları bilinmektedir (sayfa 196). Çelikanlı Cemaatinin bir bölümü kendi rızaları ile Maraş merkez kazasına yerleşmişlerdi (197). Günümüzde Malatya’nın birkaç mahallesinde Köseli oymağı mensupları oturmaktadır (sayfa 198).  

      1850–1851 yıllarında Orta Anadolu’da meskûn Rişvan ve Afşar aşiretleri Ankara, Amasya, Bozok, Çorum, Çankırı, Sivas, Kayseri sancaklarının kazalarına iskân edilmişlerdir. Bir kısmı Hısn-ı Mansur kazasının merkez Eskisaray mahallesinde meskûndular (199).
Rişvan Aşiretine tabi cemaatler Osmanlı Devletinin  Rumeli topraklarına gittikleri gibi Anadolu’nun güneyine, bugünki Suriye Topraklarına kadar da yayılmışlardı. Bugün Suriye de özellikle Halep Bölgesinde Rişvan Aşiretine mensup cemaatler  yaşamakta ve bunların tamamı  da Türkçe konuşmaktadır  (sayfa 200)ve (16.Yüzyılda Kilis Urfa Adıyaman ve Çevresinde Cemaatler Oymaklar. Prof.Dr. Mustafa Öztürk.  Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırma Merkezi Yayınları No:7, Elazığ 2004, sayfa:17). 

Rişvan Aşiretinin Yaylak-Kışlak Hayatı
           
       Türkler, Orta Asya’da kurdukları Hun Devletinden günümüze kadar yaylak kışlak hayatını devam ettirmektedirler. Anadolu’daki Türk konargöçerleri de belli bir kışlak ve belli bir yaylak arasında konup göçüyorlardı.
      
       Rişvan Aşiretinin Osmanlı Tahrir Defterlerinde tespit edilen ilk kışlakları, 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar Malatya Sancağın Kahta kazası, yaylağı ise aynı sancağın Behisni kazasının Subadra nahiyesine tabi Sürgü karyesi ile Kahta kazasına tabi Pağnik nahiyesinin Bulam karyesi arasındaki yaylalardı (sayfa 203-4). 16.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Suriye çöllerini kışlak olarak kullandılar. 18. yüzyıl başlarında Rişvan Aşiretine mensup bazı cemaatlerin Adıyaman ve Urfa yörelerinde kışladığı, Malatya yakınlarındaki Akçadağ’da yayladığı görüldü.

       18. yüzyılın ilk yarısında Rişvan Aşiretinin  Rudikanlı Cemaati Hısn-ı Mansura tabi Gülek karyesinde, Rumiyanlı Cemaatinin Hısn-ı Mansur’un Karahöyük köyünde meskun olduğu bilinmektedir (sayfa 205). 18. yüzyılın sonlarında Rişvan Aşiretinin Mülükanlı Cemaati Beydağında yaylarken, Mülükanlının  Hacı Musa Kabilesi Kürne ve Kürecik nahiyelerinde, Hamo kabilesi ile Gelerli Cemaati ise, birlikte Balaban  Nahiyesinde yaylıyorlardı (sayfa 205).

       1756’dan itibaren bir kısım Rişvan Aşireti mensubu Sivas’a tabi Divriği kazasındaki yaylaklara gitmeye başladı. Bunlar arasında Rişvan Aşiretinin Dalyanlı ve Ömeranlı Cemaatleri, bölgedeki Sarıçiçek yaylasına giden Mülükanlı Cemaatinin Musa Kethüda aşireti sayılabilir (sayfa 205-206).
           
       1821 yılında Rişvan Aşiretinin  Bozok, Kırşehir, Ankara ve Haymanayı kışlak olarak kullandığı görülmektedir ( sayfa 207). Rişvan Aşiretinin  Şefikanlı, Cudikanlı, Nasırlı ve Hacılar Cemaatlerinin 1847-1848 yıllarında kışlakları Konya’nın  Esbkeşan  (Cihanbeyli) kazası  idi. Kışın Konya’nın Paşadağı bölgesinde kışlıyor, Uzunyayla’da (Sivas-Maraş-Kayseri, Malatya arası) yaylıyorlardı. (sayfa 207).  Rişvan Aşiretinin  Çelikanlı, Rumiyanlı, Hamidli ve Dalyanlı’nın kışlakları XIX yüzyılın ilk yarısında Maraş ve Halep eyaleti tarafları idi.

       Ankara Valisi  Vecihi Mehmet Paşa‘nın 24 Şaban 1265 ( 15 Temmuz 1849) bir yazısına göre bölgedeki  Rişvan Aşiretinin Ankara Budaközü  Köyünde, Kırşehir sancağına bağlı Çiçekdağı’nda, Aksaray sancağına bağlı  Kağamhisar kazasının Kemiklikuyu mevkiinde, Bozok sancağına bağlı  Sorgun kazasının Bankı isimli yerinde, büyük kısmının ise Konya ovasında  kışladığı belirtilmektedir (sayfa 210).

       Sonuç olarak Rişvan Aşiretinin 16. yüzyılın ilk yarısında  Kâhta kışlığı ile Sürgü yaylası arasında konup göçtüğü, ikinci yarısında ise Zülkadriye ( Maraş) eyaleti topraklarında yaylayıp, Suriye’de kışladığı görülmektedir. 17 ve 18. yüzyıllar Sivas eyaleti toprağı olan Uzunyayla’da yayladığı, 19. yüzyıl ise önceki yaylak ve kışlaklarının yanı sıra Orta Anadolu ‘ya yayıldıkları dönemdir. Yoğun olarak Sivas, Yozgat, Kayseri, Kırşehir, Çankırı, Ankara ve Konya çevrelerinde yaylayıp kışlamaktaydılar. Bu arada Batı Anadolu ve Rumeli’ye kadar gittikleri ve aralarda yurt tutup konargöçer hayat sürdükleri de kayıtlardan anlaşılmaktadır (sayfa 212).

                                             Rişvan Aşiretinde Sosyal Yapı

       Bir Türkmen aşireti olan Rişvan Aşiretinin diğer Türkmen aşiretlerinden farkı, yüzyıllar boyunca beylerbeyliği, sancak beyliği, mutasarrıflık ve kaymakamlık gibi Osmanlı Devleti’nin yüksek idari görevlerinde bulunan idareciler yetiştirmiş olmasıdır (sayfa 214).

       Sosyal yapı bakımından konargöçerlerin en üst birimi boy veya taife idi. Bir boy sayısı 10-30 veya daha fazla cemaatten oluşmaktaydı. Boy, boyu oluşturan cemaatlerden birisinin önde gelen bir ailesinin idaresinde bulunurdu. Bu kimseye ‘boy beyi’ denirdi. Eski Türk geleneklerine göre  Rişvan gibi bazı teşekküllerde boy beyi, boyun önde gelenleri  ( kethüda, ihtiyar ve söz sahipleri gibi) tarafından seçimle tayin ediliyordu. Bu durum yönetici halk ilişkilerinin daha sağlıklı olmasını sağlıyordu (sayfa 215).

       Halkın kendi iradesi ile seçmediği bir kişinin aşirete beylik yapması tasvip edilmiyordu (sayfa 216). Rişvan Aşireti halkı boy beylerine  son derece bağlı olduğu için aşiret düzenini koruyordu (sayfa 218).

       Boyu oluşturan cemaatler 10 ile 100 veya daha fazla haneden oluşuyordu. Bir cemaatin idarecisi ise o cemaat içinde seçkinleşmiş olan bir ailenin reisi idi. Bu kimselere kethüda denilmekteydi. Kethüdalık ırsi bir müesseseydi (sayfa 221).

       Hükümetin aşiret nezdindeki temsilcisine ise voyvoda deniyordu. ‘Türkmen voyvodası’ veya ‘ Türkmen ağası ‘ olarak adlandırılan bu kişiler vergileri toplama ve asayişi sağlamakla görevliydi (sayfa 219).

       Rişvan Aşiretine tabi oymaklar bulundukları sahalarda koyunculuğun yanı sıra  devlette çeşitli hizmetlerde de bulunmuşlardır. Madenlere kömür taşıyıcılığı, şahin yetiştiriciliği, ok yapımı, kürecilik bunlardan bazılarıdır (sayfa 287).

       17. yüzyıl sonlarından itibaren devlet özellikle Rusya ve İran’a karşı giriştiği seferlerde diğer Türk aşiretlerinin yanı sıra Rişvan Aşiretinden de asker temin ediyordu. Aşiret kuvvetleri isyanların bastırılmasında da kullanılıyordu (sayfa 288).

       Rişvan Aşiretinden bazı oymakların veya bu oymaklar mensup bir kısım şahısların muhtelif yerlerde adam öldürme, kervan soyma, yağmalama, hırsızlık ve yerleşik halkın ekinlerini yayma gibi konum ve nizamlara aykırı davranışlarda bulundukları bilinmektedir. Ancak Rişvan Aşireti hiçbir dönemde devlete karşı isyana kalkışmadığı gibi, bir isyanın içinde de yer almamıştır. Bu anlamda Osmanlı Devleti yöneticileri ile aralarında ekseri bir işbirliği ve dayanışma olduğu görülmektedir (288). Rişvan Aşireti’ne mensup beyler asırlarca Osmanlı Devleti’nde üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunmuşlardı (sayfa 289).



             RİŞVAN AŞİRETİ’NİN CEMAAT, ŞAHIS VE YER ADLARI ÜZERİNE                              
                                              BİR DEĞERLENDİRME

Aşağıdaki yazı  esas olarak değerli tarihçi Doçent  Dr. Faruk Söylemez’in Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisinin 2002 yılındaki  12. sayısının 39-52. sayfalarında yayınlanan ‘Rişvan Aşireti’nin  Cemaat, Şahıs ve Yer Adları Üzerine Bir Değerlendirme’isimli makalesine dayanmaktadır.

        Yavuz Sultan Selim 1515’de Dulkadirli Beyliği yıkarak bölgeyi  Osmanlı Devletine kattı. Bölgeyle ilgili ilk kayıtlar; Yavuz Sultan Selim dönemine ait Malatya Sancağına bağlı, Behinsi, Kahta, Gerger, ve Hısn-ı Mansur kazalarının mufassal kayıtlarını içeren 1519 tarihli ve Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki 71 numaralı tapu tahrir defteri ile Kanun Sultan Süleyman zamanında yazılmış 1524 tarihli ve 123 numaralı defterle, 1532 tarihli ve 181 numaralı defterlerdedir.
            Bu defterlerde yer alan Rişvan konar-göçer aşireti cemaatlerine mensup şahıs isimlerine bakıldığında genelde Türkçe isimler olduğu görülmektedir. ‘ Doğan, Okçu, Bayındır, Korkmaz, Köse, Tatar, Mintaş, Tuman, Bayram, Mendol, Kaya, Küplü, Öztemür, Gülek, Başak, Karaca, Kunduz, Banu, Karaman, Menteş, Orhan, Pars, Boğa, Sarım, Cengiz, Paralu, Sancar, Ayas, Budak, Çoban, Çelikan, Satı, Gürol ’ bunlardan bazılarıdır. Ayrıca İslamiyetle giren isimlerden Ömer, Ali, Bekir, Yusuf v.b. isimlere de çokça rastlanmaktadır. Rişvanların oturduğu bölge Osmanlılardan önce Dulkadir Oğulları Beyliğini ait olduğu için,  Dulkadirli bey ve şehzadelerine ait Zülkadir, Zeynettin, Karaca, Halil, Budak, Şahruh gibi isimlerin Rişvan Aşireti içinde yaygın olduğu dikkati çekmektedir.
            Rişvan Aşireti’de  adların başına konan sıfatların da Türkçe olduğu görülmektedir. Bunlardan yaygın olarak kullanılanlar “Kara” ve “Köse” sıfatlarıdır. “Kara Hasan”, “Köse Ömer” gibi. Ayrıca “Koç”, “Sarı” sıfatı da kullanılmıştır. “Koç Mehmet”, “Sarı Yusuf “ gibi.
            Rişvan Aşireti’nin kullandığı yayla, oturdukları mezra ve köy isimlerine bakıldığında ise “Sürgü, Göktepe, Kale, Unluyurt, Kazıyurdu, Çatalpınar, Heftoluk (Yedioluk) , Aşıpınar, Mendol, Kozkenar, Incurlu, Korkmaz, Günez, Güllük, Turali Burcu, Çakal, Gül Bahar, Akpınar, Kuyucak, Kepirli, Kargılyüce, Köprülü, Inabluca, Eğdir, Taşbudak, İki dam, Hacılar, Bektaşlı, Dumanlı, Köseuşağı, Köseler, Köseceli, Kösyanlı, Köseli, Çakallıçullu, Çakal, Çakallı, Çelikhan gibi isimlerle karşılaşılmaktadır. Bu yer adları buraları adlandıran aşiretin o dönemdeki dilleri ve kültür durumları hakkında bir fikir vermektedir.
           Yavuz Sultan Selim’in 1515’de Dulkadirli Beyliği yıkarak bölgeyi  Osmanlı Devletine katmasından yaklaşık 150 yıl sonra Evliya Çelebi de, bölge ahalisinin Türkmen olduğunu belirtmiştir ( Evliya Çelebi Seyahatnamesi Yapı Kredi Yayınları 1999, Cilt:3 ,sayfa 101 ).

            Rişvan Aşireti, diğer bazı Türk boy ve aşiretleri gibi Arap ve Fars kültürünün etkisinde kalmıştır. Aşiretin yaşadığı bölgede Arap kültürünün yayılması idari  ( Osmanlıdan önce bölgede Abbasi, Memluk devletleri gibi Arap kültürünün hakim olduğu devletlerin  bulunması ve coğrafi (Arap halkının yaşadığı bölgelere yakınlığı gibi) sebeplere bağlıdır.
            Fars kültürünün bölgeye tesiri ise özellikle Şah İsmail’in Safevi Devletinin  başına geçtiği XVI yüzyıl başlarından itibaren yoğunluk kazanmıştır. Şah İsmail devletinin sınırlarına yakın olan  Doğu ve Güney Anadolu’daki Türkmenler arasında taraftar kazanmak amacıyla faaliyetlerde bulunmuştur. Bu durum bölgede Fars kültürünün yayılmasına yol açmıştır. Bu değişme Türkçe, Arapça, Farsça karışımı bir dille konuşma şeklinde görülmektedir.  Bu dil günümüzde Gurmançça olarak bilinmektedir. Gurmançça’yı  bazı dil bilim adamları Doğu Anadolu Osmanlıcası olarak nitelenmektedir.



119 yorum:

  1. Yukarıda rişvan olduğu iddia edilen 43 reşvan aşireti içinde etimolojik olarak okçuyan haricinde bir tane Türkçe(öz Türkçe) isim var mı yok ..aşiretin ana ismide reşvan yani öz kürtçe üstelik bütün boyları kürtçe an eki almış durumda bu isimler 500 yıllık arşivlerdede aynı değişmemiş.. sorarım size 16. yüzyıl tahriri defterlerini inceleyin avşarlar beydillier hepsinini alt aşiretlerini inceleyin reşvan hariç bu türkmen aşiretlerinde kürtçe an eki yokdur..kimliğimiz açıkça.. ortada zaten 40 boyu ile dev bir aşiret üstelik 800 yıl fıratın batısında Türk dilive kültürünün hakim olduğu coğrayyada yaşayacak 40 boyuyla bila istisna kürd olacak afedersiniz ama bırakın mantıklı bir tarihçiyi deli bile bu saçmalığa inanmaz...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kanımca ciddi bir kafa karışıklığı içindesiniz. Şöyle ki bahsi geçen Rişvan adından bahseden çoğu katılımcının sürekli vurguladığı "Reşi" adı ve herkesin tartışmasını yaptığı Rişvan adı arasında ve Rişvan aşiretrine bağlı cemaatlar olarak bahsi geçen cemaatler özellikle Çaldıran seferinden sonra bölgeye hakim olan ve bu bölgede Osmanlı politikasına göre yeniden organize Kürd/Türk aşiretleri olarak görünüyor. Hemen açıklayım;
      1530 tarihli Kaynağımız olan:
      Defter-i Hâkânî Dizisi: IV
      [998 NUMARALI MUHÂSEBE-İ VİLÂYET-İ DİYÂR-İ BEKR VE ‘ARAB VE ZÜ'L-KÂDİRİYYE DEFTERİ (937/1530) CİLT I,
      Âmid, Mardin, Sincar, Musul, ‘Arabkir, Ergani, Çirmük, Siverek, Kigı, Çemiskezek, Harpurt, Ruha, ‘Ana-Hit ve Deyr-Rahbe Livâları ile Hısn-i Keyf ve Si‘ird Kazâları
      ANKARA – 1998] başlıklı Tahrir Defterinde Rişvan adı yok fakat daha altta açıkladığım gibi Reşi adı var. Rişvan adına ilk olarak 1536 tarihli 419 Numaralı Tahrir Defteri, sayfa 464'de geçmektedir. Fakat önceki 1530 tarihli 998 Numaralı Tahrir Defterinde daha sonra Rişvan aşiretine bağlı olarak kayıt edilecek olan şu aşiretler mevcut:
      Celikânlu Cemaati;
      [Celükan oymagı], bk. Cilvegan oymagı, Milli Göçer Ekrad ‘asireti, Mardin kz. Kiğı Livasında; Okçulu Ekrad ‘asireti cema‘ati, Göcek n.: 156
      ‘Ali Kethuda oymagı, bk. Cilvegan [Celükan] oymagı, Milli Göçer Ekrad ‘aşireti,
      Mardin kz
      **
      Mülûkânlu Cemaat;
      [Milikanlu(-i diger) oymagı], bk. Minlikan(-idiger) oymagı, Milli Göçer Ekrad ‘asireti,Mardin kz
      **
      Okçuyanli Cemaati;
      Okçulu Ekrad ‘asireti cema‘ati, Göcek n.Kiğı Livası: 156
      **
      Görüldüğü üzere 1530 yılında daha sonra Rişvan aşiretine bağlı olacak bu cemaatler aslında Milli Göçer Ekrad Aşiretine Okçulu ise başlıbaşına Okçulu Ekrad aşireti cemaati olarak geçiyor.
      1530 kaydında Reşi Aşireti:
      Amid Livasında Reşî cemaati, Mardin livasında; Reşolu oymağı, Hısn-i Keyf ve Siirt kazaları kısmında Siirt kazasında kayıtlı; Reşima [Reşî] cema‘ati, bu bölgede kayıtlı tek cemaat’tir ve Reşî aşireti ile ilgili en son kayıt Çemişkezek Livası, Ulu Kal’a (Ulu kale) nahiyesinde; Şoli-Ekrâd [Reşîlü-Ekrad] karyesi biçimindedir.
      1536'dan sonra okunmaya başlayan Rişvan adı ise;
      I- Rişvan Cemaati Yörükân Taifesi, II- Rişvanağalar Cemaati Yörükân Taifesi, III- Rişvançakallusu Cemaati Yörükân Taifesi, IV- Rişvançakallu Cemaatleri Yörükân Taifesi, V- Rişvan Ekradı ve VI- Rişvanlu Türkmen Ekradı Taifesi olarak kayıtlara geçmiş. Bölgede en önemli vilayetlere idareci atananbu aşiret yüzlerce yıl kendisine cemaat ekleyerek büyümüş ki bu cemaatlerin çoğunun Ekrad kayıtlı olduğu görülüyor. Burada anlaşılan asıl sıkıntı birbirine karışmış olan bu aşiretlerin kendilerini tek bir çatı altında tarif etmelerinden kaynaklanıyor. İçlerinde Türk hatta Arab aşiretleri dahi ermiş olabilir. Sadece Rişvan aşireti kayıtlara göre de Türk olsa çoğunluğun içinde erimiş görünüyor. Mesela Atmalı aşireti (2500 çadır) 1700'lü yıllarda müstakil bir aşiretken daha sonra Rişvan aşireti altında anılmaya başlamıştır. Yani burada bu tarih ve akrabalık bağını koparıp atmak beyhudedir. Sadece aile tarihi merakı ile atalarının tarihini araştırmak (içine ırkçılık katılmada) mümkün. Yani Halaçoğlu'nun Rişvanlar Yörüktür demesi tüm aşiretleri bağlamaz ayrıca ortak bir tarih yazmış olan tüm Rişvan aşiretlerinin geçmişini değiştirmez. Neticede kayıtlarda çok sayıda Ekrad cemaati ve hakim dil haline getirecek nüfus mevcut. Irçılık yapacaksanız tarihe hiç bulaşmayın. Reşi aşiretinden olanlar en altta yazdıklarımı okusunlar. Saygılarımla.

      Sil
    2. Ayrıca aşiret isimlerinde Okçulu dışında Türkçe isim olmadığı ifadesiyle Gurmançi ağırlıklı bir isim listesi olduğu imâsında bulunmuşsunuz bunun doğrusu şu; Çelikan-lı, Bektaş-lı, Duman-lı, Okçu-yan adları Öz-Türkçedir bunla birlikte diğer isimlerin çoğu Arapça kökenlidir bazıları da Dımışk-lı (Şam şehri), Hama (Hamolu) gibi şehir isimleridir. Belgeleri okuduğunuzda Türk-Türkmen-Yörük aşiretleri'nin isimlerinin ciddi bir kısmı Farsça ve Arapça isimlerden oluşur. Ayrıca kayıtları yapanların bölge okur-yazarlarından olması isimlerin telaffuz şeklinede etkisi olmuştur. Saygılarımla.

      Sil
  2. Antep ve havalisinde son 200 yıla kadar yarıgöçebe olan yerleşik hayata bile geçmemiş ve dağınık vaziyette bulunan bu 30-40 boyu hangi kürd aşireti asimile etti reşvanı asimile eden kürd aşiretinin ismini verebilirmisiniz!!!!!Reşvanı kaldırın bu coğrafyada kürd kalmaz....arşivlerden 1000 tane delil getirseniz...bu asimilasyon masalı yine inandırıcı olamaz kaldıki bütün arşivlerde hem reşvan hemde bahsettiğininz bu alt boylar EKRAD(yani kürd) olarak gösterilir...(arşiv memurlarının birkaç hatası dışında) Reşvan aşiretinin ismi Eyyubilere kadar uzanır..araştırınız!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EYY ÜLKÜCÜLER BİZ REŞİLİYİZ VE KÜRDÜZZ ALLAH BİZİ KÜRT OLARAK YARATTI NE YAPARSANIZ BİZİ TÜRKLEŞTİREMEZSİNİZ ÇÜNKÜ KİTABIMIZ KURANI KERİM BİZE ASİMİLE OLMAYIN DİYOR ALIN SİZE KANIT :O'nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.” (Rum, 30/22) HER LİSAN BİR AYETTİR YANİ KÜRDÜ KÜRTÇEYİ İNKAR ETMEK ALLAHIN AYETİNİ İNKAR ETMEK DEMEKTİR .. SİZ NASIL MÜSLÜMANSINIZ ÜLKÜCÜLER SİZE KALSA HAŞA ALLAH BİLE TÜRKTÜR DEMİ YAZIK YAZIK

      Sil
    2. Ayette geçen "Gökleri ve yeri yaratması" ve ardından "lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır" diyor. İnsanlar ne zaman farklı dillere ve renklere sahip oldu, daha doğrusu hangi suçu işleyince Rab tarafından cezalandırıldı? El ele verip Gök'e ulaşmak için insan yapımı bir kule inşa etmeye çalışınca, kapıldığı kibre kızan Rab onları farklı dil ve renklere böldü, bu şekilde anlaşamadılar ve kuleyi Gök'e ulaştıramadılar. Sonunda eklediği "Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibret vardır" sözü geçmişteki günahı hatırlatmak içindir. Yani başkaca bir şey imâ etmiyor. Irkçılık ve kavimcilik zaten İslamın ilk döneminde red edilmişti fakat bu çok kısa sürdü bunun cevabı ümetçilik de değildi çünkü bu şekilde yeni bir kavim yaratmış oluyorsunuz mesele sadece Rab'in doğrularını takip ederek verdiği mucizevî "Aklı" kullanmaktan ibaretti, bu gün aksini söyleyen sapkınların aksine.

      Sil
  3. Cevdet Türkay AŞİRETLER VE OYMAKLAR kitabında 6 yerde rişvan ismi geçer 6 sın da da EKRAD TAİFESİ nden gösterilir..keza alt aşiretlerde öyle Halacoğlu yeni olarak Cevdet Türkay dan farklı ne bulduki bu açıkça aşiretin kürd olduğunu ifade eden arşivlerdeki belgeleri görmezden geliyor...hemen söyleyeyim Halacoğluna göre EKRAD demek konar göçer demekmiş!!!! ancak bu saçmalıkla çıkış yolu buluyor aksi takdirde o da arşivlerde reşvanın kürd olduğunu itiraf etmek zoruna kalacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynen öyle kardesim. Her isminin öününe profesör koyan malesef onu hakkiyla almiyor. Fasizm gözlügüyle bakanda gerceklere herzaman kör kalabiliyor. Allah islah etsin..

      Sil
  4. Yanıtlar
    1. Katılıyorum, Bilikî’ler Kürd’dür.
      1530 tarihli ve 998 Numaralı Muhâsebe-i Vilayet-i Diyâr-i Bekr ve ‘Arab ve Zü’l-Kadiriyye Defteri Cilt II’de;
      DİYAR-İ BEKR VİLAYETİ ÇİRMÜK LİVASINDA;
      Bilikî karyesi/köyü Çirmük kazasında, sayfa117 kayıtlı.
      Padişah Hassı olarak ayrılımış Çimük Livasında nefs yani merkez dışında Berdeniç, Ebu-Tahir, Çüngüs ve Hisaran nahiyeleri kayıtlı. Merkezde 6 cemaat yerleşmiş bunlardan 135 hane Erâmine (Ermeni) 146 hane de İslamiye olarak kayıtlı. Cemaatler çoğunlukla yerleşim yeri adıyla anılmış. Merkezde açıktan belirtilenler ‘Eramine’ler ve “Mevlana Mahmud evladı” adında iki topluluktur, bunlar Bilikî’lerle aynı yerde kaydı yapılanlar. Çirmük kazasında yerleşmiş ünlü Ekrad (Kürd) cemaatleri şunlardır;
      Milli Ekrad ‘asireti cema‘ati
      Batlu Ekrad ‘asireti cema‘ati:
      Gigî Ekrad [Kikî Ekrad ‘asireti] ‘asireti cema‘ati
      Hevânlu [Modanlu (?)] Ekrad ‘asireti cema‘ati
      Hindî Baba (cemaati?),
      Melevânlu (?) Ekrad ‘asireti cema‘ati:
      Merdanlu Ekrad cema‘ati,
      Mersavi Ekrad ‘asireti cema‘ati], bk. Vasavi Ekrad ‘asireti cema‘ati
      Modanlu (?) Ekrad ‘asireti cema‘ati], bk. Hevanlu Ekrad ‘asireti cema‘ati
      Şeyh Hüseyin Bey, [mîr-i ‘asiret]
      Şeyh ‘Isa Bey, [mîr-i ‘asiret]
      Zilan cema‘ati,
      Bununla birlikte Tur Ali ve Şeyhlü gibi Etrak (Türk) unsurlar kayıtlı. Bilikî’lerin aynı yerde kaydı yapılmış, “Mevlana Mahmud Evladı” adının Seyydi Mahmud veya Hacê Mahmud ve onun evladı olma ihtimali yüksek çünkü “Mevlana Mahmud” eski defterlerden eklenmiş. Bu ihtimali doğru kabul edersek bu Hacê Mahmud ve cemaati olmalıdır. Bu doğrultuda Bilikî’ler;
      “Cemâ‘at-i Ekrâd-i ‘Aşiret-i Millî Göçer, Tabi‘-i Hâcî Mahmûd Bey, Mîr-i ‘Asiret-i Îsân” cemaatinden küçük bir oymak olabilirler. Aynı bölgede zaten kayıtlı olan Millî Ekrâd Aşireti kayıtlıdır. Saygılarımla.

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. evet bilikan aşireti kürttür bende ankara sereflikochisarliyim bilikan kolundanim

      Sil
  6. ben bilikanliyim ve musluyum kurmanci konusuyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bende ankara şereflikoçhisarlıyım bilinkanlıyım kurmancım :)))

      Sil
    2. Gözünüzün yagini yiyeyim sizin. Bende cudikanli. Slaw u rez !!!

      Sil
  7. Saptırılmış yalan yanlış bilgiler başka bişey deil.. Evet kürt aşiret ve evet 19.yy sonuna kadar osmanlı yönetiminin yakınında durdular.. Kesin bir şey var bu insanlar beraber yaşayarak deil aynı soydan gelerek aşiret oldular ve senin cemaat dediğin ayrı ayrı birer aşiret ama birbirleriyle bağları devam etmekte... En önemlilerinden mamurekten hiç bahsetmeden araştırma yaptığını mı iddia ediyorsun.. Ve eyübilerle bağlantı kuran arkadaş hiç alakası yok abbasiler desen ayakta alkışlardım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardeşim ibni kesir in el bidaye vel nihaye kitabında ebul Baharır Reşvan El KÜRDİ isminde EYYUBİLERİN kumandanı bir kişiden bahseder..Reşvaın tarihi Eeyyubiler kadar gider...Üstelik bu belge 800 yıl evvel bile reşvanın kürd olarak meşhur olduğunu ortaya koyar...

      Sil
    2. Önce iddia ettiğin şeyi anlamalısın, şöyle ki sizin yazdığınız; "Kesin bir şey var, bu insanlar beraber yaşayarak değil aynı soydan gelerek aşiret oldular" ve "…ve senin cemaat dediğin ayrı ayrı birer aşiret ama birbirleriyle bağları devam etmekte..." cümlelerinde düzeltilmesi gereken bilgiler var. İlk cümlede "beraber yaşayarak değil, soy birliği" vurgusu yapmışsın, sonra da "cemaatler ayrı ayrı aşirettir ama bağları devam ediyor" demişsiniz. Öncelikle Aşiret soy birliğine bağlı değildir. Aşiret bir örgütlenme biçimidir ve çok sayıda "cemaat"tin bir araya gelmesiyle oluşur. Aşiret bir “ilçe” ise cemaatler “köy”dür. Cemaatleri ise 'Oymak'lardan meydana gelir ve oymaklar aynı soydan gelen ocaklardan müteşekkildir yani Cemaatler “köy” ise köyü oluşturan ve ortak atadan gelen aileler, oymaklardır bunlar 1 ev de olabilir 50 ev de olabilir. Devlete karşı sorumlu olan Aşiret beyi’dir, cemaat Beyleri veya Mir’leride Aşiret Beyi’ne sorumludur, Oymak reisleri de cemaat Beyi’ne. Farklı zamanlarda cemaatlerin başka Aşiretlere bağlı olduğunu hatta çok uzak coğrafyalara göçtüğünü görürsünüz. Daha yukarıda yazdığım Tahrir Defterinde, Rişvan aşireti ortaya çıkmadan önce, daha sonra Rişvan aşiretine bağlı olarak kayıt edilen bazı cemaat adlarının kayıtları mevcuttur ve bu dönem “Milli Ekrad Aşiretine” bağlı görünüyorlar. Devletin beli bir cemaati Aşiret beyi olarak ataması, genelde o aşiretin Devlete yaptığı hizmetlerden veya gücü ve etkinliğinden kaynaklanmaktadır. Bazen de bir aşiretin başına dışardan hatta hanedandan (Dulkadirli ve Akkoyunlularda) “Kethüda”lar (bazen Voyvoda) atanır bu kişiler Aşiret bey’leri olurdu.
      İkinci cümlede söylediğiniz "…ve senin cemaat dediğin ayrı ayrı birer aşiret ama birbirleriyle bağları devam etmekte...” ilk cümlenizi iptal etmektedir ve doğrudur kelime hatası dışında. Aslında eski Türk devletleri kurulmadan önce efsanevi bir “Kurucu Ata”dan geldikleri ile ilgili destanlar yazar ve bu şekilde hem akrabalık kurulur hem de yetki dağıtımı yapılırdı. Daha sonra ortaya “Nuh Ata” çıktı yani Hz Nuh. Bu birbirleri ile hiç bağı olmayan tüm halkları Nuh’un oğulları vasıtasıyla akraba yapılarak yine görev ve yetki dağılımı yapılmıştır.
      Netice olarak, kayıtlarda ortaya çıkan bilgilerle sizi güvende hissettiren kalıpların yıkılmasının sizde yarattığı olumsuz etkiden kurtulup sadece gerçeğe odaklananın, bu şekilde ortada ne bir Arî ırkın ne de Yecüc-Mecüclerin olmadığını görerek yüreğinizin dinginleştiğini ve herkesin su dolu bir havanı döğmekte olduğunu fark edeceksiniz. Saygılarımla

      Sil
  8. :)))) yemin len çok komiksiniz mhp bile kürtlerin varlığı nı kürtçenin varlığını kabul ederken siz kafatasçılar neyi amaçlıyorsunuz aşiretin başındaki adam mir mehmet dengir fırat adam ben kürdüm diyor rişvanlar türktür diyen halaçoğluna da ağzının payını verdi..ikinci nokta kara ömer falan filan gibi türkçe isimler kullanırlar demişsiniz be hey faşistler reş kelimesi ne zamandan beri kara oldu..aşiretin ileri gelenleri aşiretlerinin nişanı olsun diye isimlerinin sonuna reş ekini getirirler.. ayrıca ercan arkadaş ben de teşikanım yani teşi aşiretindenim bizim reşilerle bağımız kan yoluyla değil biat yoluyladır ama mamurekler teşiler mamsurler aynı atadan 4 kardeşten gelme aşiretlerdir

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. haklisin kardeşim aşiretin ismi raşi rışa diye geçiyor. bizde rüşwan aşiretinin bir koluyuz rüşwanzade ibrahim in torunlariyiz adıyamanin besni ilçesinde hacıhalil koyunde barinmiştir koyun ismide ibrahim beyin oglu halil beyın ismidir,haca gitmiş ismi hacıhalil olmustur.yalniz biz su an hacıhalilde degil merkeze bağli doyranda oturuyoruz.not: ruşwan aşireti turk değil kurt asiretidir

      Sil
    2. Neredeyse tüm katılımcılar "Reşi" derken isim birden "raşi-rışa"mı oldu? Ayrıca "reş kelimesi ne zamandan beri kara oldu?" sorunuzda düşündürücü, siz Zaza olabilirmisiniz? ya da Gurmançi bilmiyor olabilirmisiniz? çünkü "reş" kelimesinin anlamı "kara/siyah"tır, yoksa bilmiyormuydunuz? Bunun dışında, ismin Kara Ömer adındaki 'Kara'ya bağlanması kolaycılık, Kara lakabı her yerde takılan bir lakaptır. Saygılar.

      Sil
  9. yahu asiret ris van ismi kürtce dilim kürtce ne türkmeni utanmazlar !!! biz KÜRDÜZ ölene kadar

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. evet ölene kadar kürdüz ve reşi aşiretindeniz allah bizi kürt olarak yarattı ülkücüler boşuna çabalamayın bin yıldır türkleştiremediniz bizi artık olmaz biz kürdüz

      Sil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  11. Bu linkten Rişvan Aşireti ile ilgili orjinal fermanları içermektedir

    YanıtlaSil
  12. https://drive.google.com/file/d/0B9--N9Nvx-_rcTJyeVhPbzV4bWM/edit?usp=sharing

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gene yaniltmaya yönelik sacma sapan bir yazi.

      Sil
  13. Bizde konya kuludayiz ve omara kolundaniz ve kürtçe konuşuyoruz turkmenmis peh en son kizilderileri türk yaptınız sıra gizemi geldi

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. arkadaslar facede bir sayfa oluşturalım tekrardan birleşelim birbirimizi taniyalim

      Sil
    2. bu sayfayi actinizmi ? cok yararli olur

      Sil
    3. helal hasan çetin kardeşim semsür (Adıyaman) hepimiz reşiliyiz ve anadilimiz kürtçe ve kürdüzzzzzzz

      Sil
  14. bize gaziantepte çalıklar derler bizde rişvan aşireti mensubundan gelmekteyiz

    YanıtlaSil
  15. Ben Eskişehirliyim Dedelerimiz Horasandan Urfa Siverek Yöresine Yerleşmişler Daha Sonra Cesitli Yerlere İskan Olmuslar Daha Önceleri Aşiret İken Cumhuriyetten Sonra Aşiret Yapısı Bozulmus Aileler Birbirinden Kopmustur.Dedelerimiz Köyümüze 1850 - 1900 Yıllları arasında yerleşmişlerdir Bizlere Köyümüzde Muhaplar Derler Karakeçililerdeniz Köyümüzde Rişvan Aşireti Mensuplarıda Yasamaktadır Bu İki Aşiret Birbirine Akrabadır Ve Hepsi Kayı Boyundan Geldiğini Ve Osmanlının Kurucu Aşiretleri Oldugunu Söylerler Sima Olarak Konyadaki ve Dogudaki Akrabalarımıza Benzeriz Aşağı Yukarı Gelenek VE Göreneklerimiz Aynıdr. Allah (c.c) Türküde Kürdüde Korusun Ve Birbirinden Ayırmasın AMİN....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah korusun, niye? Cünku şimde belli oldu ki sizlerle baş edemeyeçeğim... Karakecili başka Reşwan başka! Sizin Aşiret adiniz Türkçe bizim ki Kürtce, biz oylarimizi Bdpye veriyoruz siz Akp/chp. Sizler Tatargözlü olursunuz biz olmayiz. Siz Kayi boyundansiniz biz öz kürdüz ölene kadar. Hem Bana ne 500 yil önçe Atalarim ne dili konustuklarini, en önemlisi bir Resi kendini Türk olarak görmez! Kendim Resiyim ve böyke birşey görmedim bügüne kadar!

      Sil
    2. Burda Tartışma Çıkartmaya Gerek Yok Gardasım İster Bdp Ye Oy Ver İster Akpye Ver Bizimde Kendi Aşiretimiz Doguda Kürtçe Konusuyor . Tatar Gözlü Felanda Değilim Ben Burda Su Sudur Bu Budur Diye Bişey Söylemiyorum..

      Sil
    3. Belki arkadas birden tepki göstermis ama malesef kürt postuna bürünmüs kürtleri türk varligina feda etmis ve etmek isteyen birok kürtlerde var. Ondandir sanirim. Rabbim iki yüzlü art niyetli, irkcilikla beslenen herkesden korusun bizleri.

      Sil
  16. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. aşağı da sorulan sorulara cevap ver boş boş konuşma

      Sil
    2. 1.Bulgaristanda Resi yoktur
      2.Resiler öz be öz Kürttür, senin gibi Yahudi/Yunan/Ermeni/Gürçü/Laz değil!

      Cok bilmiş, kendi Aşiretimi senden mi öğreneceğim? Hem siz Türkler hep mi böyle herşeye karışırsiniz? Benim okadar Türkçem bi yok ki Türk olim...

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. saka diye yazdin dimi bunlari :-)

      Sil
    5. hey kardeşim biz kürdüz kürdüz kürdüz aşiretimizin ismi de reşi dir ve Kürtçedir türklerin binlerce yıldır asimile etmeye çalişip da türkleştiremediği reşi aşiretine mensup kürdüzzzzzzz

      Sil
    6. "Türklerin BİNLERCE yıl asimile etmeye çalışıp da Türkleştiremediği Reşi aşiretine mensup Kürdüzzz" Muhammed Deniz kardeşim merak etme Reşi'ler Gurmançi'dir fakat biraz tarih okusan Binlerce yıllık bir reşi ya da Kürd varlğını ve seni asimile etmeye çalışan Türk'ü bulamazsın.

      Sil
    7. Peki o su zaman kürt olmus, bu zaman su türk olmus.. Merak ettim Kürtler ne zaman kürt olmus? Bunuda yazda icim rahat etsin.

      Sil
    8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    9. Tacikler Türk kökenli değildir, Orhun anıtlarında adı geçen Tat (çık) adı verilen yabancı halktır Karluklarla hiçbir alakaları yok. Bulgarlar, Onogur’ların tüm Ogur uluslarını bir araya toplanmasından meydana gelmiştir daha sonra Kuman adını almıştır fakat Kıpçaklarla alakası yoktur kaldı ki Kıpçaklar Oğuz Türkçesi konuşur, sadece Asya steplerinde Kuman-Kıpçak federasyonu’nu kurmuşlarıdır. Slavlaştığından bahsettiğiniz sadece Tuna Bulgarlarıdır ve bunlar kurulduktan 200 yıl sonra Tengriciliği bırakıp Boris (Bars) Çor’ın isteği ile Hristiyanlaşmıştır bu şekilde %80’i slav ve Trakyalı olan Tuna Bulgar Çar’lığını tek bir halk haline getirmiştir ve bu uğurda eski inancına devam eden oğlunun gözlerine mil çektirmiştir. Tuna Bulgar imparatorluğunu kuran Han’ın adı ‘Asparuh’tur (681-700) sonuncusu değil, sonuncusu ise Kuman kökenli Asen hanedanından türeme Şişman hanedanından II. Konstantin’dir. Germiyanlılar aslen İranî-Kürt aşireti değildir tüm kaynaklar Akhun kökenli olduklarını gösterir, Moğol yıkımı sonrası Celaleddin Harzemşah’la Anadoluya geliyorlar ve Kürd’lerin aksine Selçuklu karşıtı Babaî isyanına da katılıyorlar, Selçuklu kaynakları aksine yazsa da. Tuna Bulgarları neden Slavlaştıysa diğer halklarda aynı sebepten asimile oluyor buna siyasi otoritenin baskısı eklenince daha da etkili oluyor. Tuna Bulgarları, arkeolojik çalışmalarla da görüldü ki, Bulgar imparatorluğunun %20’sini oluşturuyormuş yani hakim ama azınlık. Çoğunlukla Türklerin Kürdleşmesi’nin sebebi ise Osmanlı’nın Türk-Türkmen düşmanlığıdır. Çaldıran savaşından sonra Fırat-Dicle boylarında üçüncü bir Karakoyunlu-Akkoyunlu yani herhangi bir Koyunlu devleti görmek istemedi ve bölgenin Türkmenlerden arındırılmasını istedi. Sığınan ve saklananlar dil değiştirdi bunun en yakın örneği 1915 olaylarında birkaç ayda Müslüman Kürd ya da Türk olan Ermenilerdir. Batıya göçüp, Türklerin içinde sayıca az kalan Kürd, Arap, Çerkez ve hatta Nogay’larda yerleşik kültür içinde asimile oldular. Toplu halde kalanlar ufak değişimler dışında kök yapılarını korudular. Karakeçili örneği sanırım en ünlü örnektir bundan başka da doğru bir tespitin yok. Altta Kürdlüğü benimsemiş kuzenlerinden bahsetmişsin bu Mehmet Mir Dengir Fırat’ın Rişvan’ların arşivlerde Türkmen/Yörük çıkması üzerine; “Umurumda değil. Umurumda olsa DNA testi yaptırırdım. Zaten soy, sop insanların kendi tercihi değil ki. 400-500 sene önce ne olduğum beni ilgilendirmiyor. İnsan kendisini nasıl hissediyorsa odur” dediğini hatırlatıyor. Bu arşiv belgeleri sanırım her iki tarafa da etnisite üzerinden siyaset yapmamayı öğretiyor çünkü ne ilginç ki en ateşli ırkçılar karşı ırktan çıkıyor, buradaki mesele bunun anlaşılamamasıdır çünkü ırkçılık tatlı bir siyanürdür içmeye başladıysan duramazsın.

      Sil
    10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    12. 1- Afganistanda yaşayan Türk kökenli ancak Tacikce konuşan Hazaralar diyeceğime bildiğimi yanlış belirtmişim. Ancak sizde, İrani kök ve kültür benzerliğinden başkaca hiçbir tarihsel kimlik bağı olmayan tat/talışları taciklerin atası yapmakla esas yanlışa düşmüşsünüz.
      2-Kıpçaklar Oguz Türkçesi konuşmazlar. Kazak kırgız tatar nogay başkurt balkar karaçay çuvaş vd. kuzey Türk alemi Kıpçaktır. Normalde biz onları tam olarak anlayamayız. oguzca kıpçakça karışık konuşan Kırım tatarlarından esinlenmiş olmalısınız ki yine yanlış tespite düşmüşsünüz. Oguzlar, Türkmenistan Kuzey ve güney azerbaycan Irak suriye balkan türkleri ve Hıristiyan Gagauzlardır. Karluklar, Özbek Uygur ve Kizgizanlardır. Bu kadar basittir. 3- Temuçin Asparukhan için Bulgarların son atası demedim. Siz okuduğunuzu anlamamışsınız. Son Türkçe konuşan komutandır dedim. Farkı büyüktür.
      4- Toplumların nüfus büyüklüğünü, antropoloji değil demografi vd. sosyal disiplinler belirler. Bu tespitinizde yanlıştır. 5-Osmanlı bir ulus devlet değildir, Kompartıman denilen bir devlet idari yapısıyla yayılmacı ve karma bir devlettir. Dolayısıyla Türkmenlere karşı bazı dönemlerde başvurduğu tepkiler, egemenlik üzere ve bir kısım devşirme paşaların da etnik eziklik hisleridir.6- Nogaylar, diğer saydığınız gruplar gibi değildir zaten Türk orjinlidir, örneğiniz hatalıdır. 7- 1915 olaylarında bazı muhtelif ve sayısal açıdan çokta yekün etmeyen Türküm diyen ermeniler olmuştur. Ancak ezici bir çoğunluğu zaten kürdüm demişlerdir. Eşitleme ilkesi yapayım derken olayın toplumsal yapı değişim faktörünü eksik göstermişsiniz.
      8- çokça nedenlerin en merkezinde biz Türkler her yerde asimile olmaya yatkınız..9- Toplumlarda, aidiyet ve asabiyet hissi bulunması gayet doğaldır ve faşizanlık değildir. Yani Kuzey ırakta yaşayan şebek denilen toplumla zazalar kök ve dilde aynıdır ancak toplumsal kültürel anlamda çok ayrıdır. Keza Kazaklarla bizler köklerde aynı ancak toplum kültüründe ayrı kodlarımız vardır. Burada esas olan tarih kültür coğrafya ortak milli bilincidir ki, Türkiye Türklerini tanımlayan en gerçekçi tanımdır bunun sonucu da, toplumsal asabiyet ve aidiyet hisleridir. Emir Aydın

      Sil
    13. 1- Afganistanda yaşayan Türk kökenli ancak Tacikce konuşan Hazaralar diyeceğime bildiğimi yanlış belirtmişim. Ancak sizde, İrani kök ve kültür benzerliğinden başkaca hiçbir tarihsel kimlik bağı olmayan tat/talışları taciklerin atası yapmakla esas yanlışa düşmüşsünüz.
      2-Kıpçaklar Oguz Türkçesi konuşmazlar. Kazak kırgız tatar nogay başkurt balkar karaçay çuvaş vd. kuzey Türk alemi Kıpçaktır. Normalde biz onları tam olarak anlayamayız. oguzca kıpçakça karışık konuşan Kırım tatarlarından esinlenmiş olmalısınız ki yine yanlış tespite düşmüşsünüz. Oguzlar, Türkmenistan Kuzey ve güney azerbaycan Irak suriye balkan türkleri ve Hıristiyan Gagauzlardır. Karluklar, Özbek Uygur ve Kizgizanlardır. Bu kadar basittir. 3- Temuçin Asparukhan için Bulgarların son atası demedim. Siz okuduğunuzu anlamamışsınız. Son Türkçe konuşan komutandır dedim. Farkı büyüktür.
      4- Toplumların nüfus büyüklüğünü, antropoloji değil demografi vd. sosyal disiplinler belirler. Bu tespitinizde yanlıştır. 5-Osmanlı bir ulus devlet değildir, Kompartıman denilen bir devlet idari yapısıyla yayılmacı ve karma bir devlettir. Dolayısıyla Türkmenlere karşı bazı dönemlerde başvurduğu tepkiler, egemenlik üzere ve bir kısım devşirme paşaların da etnik eziklik hisleridir.6- Nogaylar, diğer saydığınız gruplar gibi değildir zaten Türk orjinlidir, örneğiniz hatalıdır. 7- 1915 olaylarında bazı muhtelif ve sayısal açıdan çokta yekün etmeyen Türküm diyen ermeniler olmuştur. Ancak ezici bir çoğunluğu zaten kürdüm demişlerdir. Eşitleme ilkesi yapayım derken olayın toplumsal yapı değişim faktörünü eksik göstermişsiniz.
      8- çokça nedenlerin en merkezinde biz Türkler her yerde asimile olmaya yatkınız..9- Toplumlarda, aidiyet ve asabiyet hissi bulunması gayet doğaldır ve faşizanlık değildir. Yani Kuzey ırakta yaşayan şebek denilen toplumla zazalar kök ve dilde aynıdır ancak toplumsal kültürel anlamda çok ayrıdır. Keza Kazaklarla bizler köklerde aynı ancak toplum kültüründe ayrı kodlarımız vardır. Burada esas olan tarih kültür coğrafya ortak milli bilincidir ki, Türkiye Türklerini tanımlayan en gerçekçi tanımdır bunun sonucu da, toplumsal asabiyet ve aidiyet hisleridir. Emir Aydın

      Sil
  17. bu aşiretin türk olmadığını en başta yusuf halaçoğlu ve bu siteyi hazırlayanlar biliyor bir kaç ahmağı da kandırmayı başarmışlar..insan bir sorar 1.si hem göçebe olacak hem de türk beyliklerine bağlı yaşayacak ve de kürtleşecek??? 2.si neymiş efendim aşirette türkçe isimler kullanılırmış(türklüğün kanıtı olmamasına rağmen) bu türkçe ismi kullanan bir tek aile reisi ismi iletişim bilgileriyle beraber verilmez mi?3.sü 15 tane kolu olan bir aşiret nasıl oluyorda hep birlikte kürtleşiyor,hiç mi türk kalan olmaz???4.sü yusuf halaçoğlu ekranlarda ha bire aşiretin büyük bir kısmı kürtçe bilmez türkçe konuşur der lan ankara haymana dan tut ta aa kazakistan,azerbeycan da ki yezidi reşilere kadar neden hepsi kürtçe konuşur???neden kimse kendisine benim ailemden kimse diyormuydu ki biz aslen türküz diye sormaz??neden aşiret kürtçe bir isim kullanır??? tahrir defterlerinde bir tek yer de evet bir tek yerde bu aşiret için neden 'türkmendir' ibaresi yoktur??? adım gibi biliyorum ki bu soruların hiç birine cevap yoktur niye mi? çünkü amaç sadece ve sadece hem mezhepsel çelişkiyi kullanıp hem de yapılan atatürk barajıyla bölgeden bir nebze uzak kalan ve çok kalabalık olan bu aşireti gün geçtikçe artan kürt ulus bilinciden uzak tutmak bu kadar basit( bu yorumum yayınlanmazsa bir blog yazısının google arama motorundan nasıl ilk sırada çıktığını araştırmak boynumun borcudur)

    YanıtlaSil
  18. ayrıca koskocaman bir yalan daha ''bugün suriye de halep de ki rişvanların yüzde yüzü türkçe konuşur'' demiş allhatan korkun la allahtan.. suriye de ki savaştan öncesine kadar her yıl bir iki defa görüştümüz reşilerin dili olan ve konuştukları tek dil olan kürtçe nerenize battı lan!!!

    YanıtlaSil
  19. rışvan aşireti hedrodan malatya adıyamana taşınmış burda kalan mala heciye elle onları bi törlü bulamıyor

    YanıtlaSil
  20. Bana bakin lan bana bakin dangalak cahiller, soyunuza önce bir sahip cikmayi ögrenin, sonradan ingiliz, fransiz, amerikalinin eliyle, dayatmasiyla, desteklemesiyle tarih yazilmaz...risvanlarin Beğdili Türkmen aşiretinden ve Oğuzların Iğdir Boyundan oldukları Osmanlı Tahrir defterlerinde acikca belirtilmektedir....Köpeklerin okumasi yoktur, onlar sadece hirlamasini bilirler....hadi bakiiim hir yapin hirrrr...1500 yildir irani yöneten selcuklu asiret sistemi elbetteki anadoluya gelirken farscayida beraberinde getirecekti....önce sah ismail ve yavuzun carpistigi alana bir göz atin sonra uyuz uyuz kasinirsiniz... Osmanli bilakis türkmen asiretlerini az göstermek istemistir...yazicilari ermeni, rum, arap olduklari icin...bir cogunu gizlemislerdir...ama görüldügü gibigenede basarili olamamislar asiret sistemli türkmenleri yok sayamamislardir..Konar göcer türkman, konar göcer etrak, konar göcer yörükan taifesi diye adlandirilmislardir...bazilarida etrak,ekrad yani türk/kürt olarak dillendirilmislerdir...Agustos böcegi gibi aglenmeyin unutmayinki karincalar bos durmaz!!!resvanin türkmen oldugunu ispat etmek cok basit... Türkmen düsmani uyuz TC ortadan bir kalksin....Asiretlerimizi sonrasinda toplamak cok kolay...sonra ne olucak resvanliktan istifami ediceksiniz bre zavallilar...Türkmenligimizi yasamaya Türkiye cumhuriyeti denen siyonist yapi engelliyor... Bu kadar!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Herkes konuşmasını anladım da bu amk orospusunun dediklerini anlamadım itçe konuşuyor galiba it

      Sil
    2. Kendisine cemaat havucu kaçmış, tedavisi yok kendi haline bırakın.

      Sil
  21. Doçent Dr. Faruk Söylemez Rişvan Aşireti`nin Celikanlı Cemaatindendir. Rişvan`in öz evladıdır. ‘Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi, Rişvan Aşireti Örneği’ isimli 2007 yılında yayınlanan kitabı ve Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisinin 2002 yılındaki 12. sayısının 39-52. sayfalarında yayınlanan ‘Rişvan Aşireti’nin Cemaat, Şahıs ve Yer Adları Üzerine Bir Değerlendirme’ isimli makalesi, Osmanlı Arşivlerinde 7 yıl süren bir çalışmanın sonucu olan eserlerdir. Dünyanın en güvenilir arşivleri olarak bilinen Osmanlı arşiv belgelerine dayanan eserleri tenkit edenlerin çok daha güvenilir belgeler göstermesi beklenir. İnternette rasladığımız, Faruk Bey’in yazılarındaki bilgilerin bir kısmından alıntı yapıp, siyasi görüşüne uygun olmayanları ise yok farz eden bazılarının yazdığı yazılar ilmi değildir. Gerçeğin çarpıtılarak siyasete kurban edilmiş şeklidir. Bu yazıların etkisinde kalan iyi niyetli kardeşlerimizin Faruk Bey’in tespitlerini tenkit etmesi üzüntü vericidir. Yeniceobalı Rişvanların önde gelen büyüğü rahmetli Hacı Ahmet Kart (Karto Ağa) dedemizin “Aslımız Türkmendir. Gurmançça da konuşuruz, Türkçe de” sözünü unutmuyoruz.

    YanıtlaSil
  22. Faruk söylemezin eseri çarpıtmalarla doludur..Birdefa Osmanlı arşivlerinde hem Kilis tahrir hemde maraş tahrir 1530 lu belgelerde Reşvan apaçık EKRAD(KÜRD) olarak gösterilir...Zaten PROFESÖR DOKTOR CEVDET TÜRKAY Aşiret ve oymaklar kitabındada Reşvan ve bütün boyları Osmanlı arşivlerinde kürd olarak gösterilir..kitap piyasada git oku....... Birkaç köyün isminin Türkçe olması veya bazı beylerin kara lakabı alması aşireti türkmen yapmaz...Bu aşiret 800 yıl türkmen coğrafyasında yaşıyor..bırakında Türkçenin etkisinde kalsın yani...13. yüzyıl yazma eserlerinde bile REŞVAN ismi geçer bu isim özkürtçedir..Orta asyada özkürtçe isimli bir türkmen aşireti!!!!!! ne kadar ilmi!!!!!! nekadar bilimsel!!!!!!!!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne 1543 tarihli ve 373 Numaralı ‘Ayntab Livası Mufassal Tahrir Defterinde “KİLİS”te ne de 1530 tarihli ve 998 Numaralı Muhâsebe-i Vilayet-i Diyâr-i Bekr ve ‘Arab ve Zü’l-Kadiriyye Defteri Cilt I’de Maraş’ta, Rişvan ya da Reşvan ya da benzer bir isimde herhangi bir aşiret/cemaat kayıtlı değil. Hangi defteri okuduğunuzu merak ettim. Fakat bunlara karşılık REŞİ aşireti cemaati ile ilgili var olan kayıtları kaynağı ile birlikte aşağıda bulabilirsiniz. Bilgisizliği yarıştırmaktansa belgelere bakın biraz.

      Sil
    2. Gurmançi dilinde ‘Reş’ sıfatı “siyah, kara” anlamına gelmektedir, Zazaca da ise ‘Siya’ biçimindedir. Reşi adı Reş köküne aidiyet eki (-i) eklenerek oluşmuştur. Bu kelimenin Hind-İran dillerinde tek karşılığı aynı kökten gelen Beluci dilinde mevcuttur. Beluci dilinde ‘nāsī’ sıfatının anlamı “(dark Brown) koyu kahverengi”dir. Bu ‘nās/nes/neş/res/reş’ kökünün etymolojik geçmişinin ‘koyu, loş, ışıksız, karanlık’ anlamına gelir. (kaynak: A Grammer, Phrase Book and Vocabulary of Baluchi, N.A. Collet) Bu kelimelerde (n/s) değişimi yaşadığı görülüyor. Reşi aşireti yani Türkçe ‘Karalar’ aşireti.

      Osmanlı kayıtlarında Reşi, Reşolu, Şolu (Şoli) ve Zoli biçimlerinde kaydı ve aynı bölgede kayıtlılar. Kayıtlarda Rişvan aşiret adı Reşi cemaatinden ayrı kayıtlı. Reşi adının Rişvan'a dönüştüğü de görülmüyor ki bugün bile "Biz Reşi'liyiz" deniyor buna rağmen onlarca aşiretin çatı adı olan 'Rişvan' ima ediliyor oysa bu sadece isim benzerliği. Bölgede kayıt tutan Osmanlı nişancıları'nın çoğunlukla Kürd/Farisî olduğunu unutmayın yani ismi bilmemeleri düşünülemez. Ayrıca bu isimerin hiç bir Tahrir Defterinde bir arada veya birbiri yerine kullanıldığı görmedim mesela; "Şoli-Ekrâd [Reşîlü-Ekrad] - Reşima [Reşî] cema‘ati" gibi örnekler bulunmadığından ve 'Reşi' adı daha eski kayıtlarda var olduğu ve sonrada devam ettiği için bu iki aşiretin birbirinden farklı olduğu kesindir. Rişvan adını incelersek İranî dillerde (-v) ekinin sesli harflerden sonra geldiğini biliyoruz. Burada adın 'Reşi'den geldiğini düşünürsek 'Reşi-v' ve çoğul (-an) eki ile ismin 'Reşivan' olarak yazılması gerekir. Anlamı 'siyah' olan 'Reş' adına eklenmiş aidiyetlik eki (-i) yi aradan çıkartırsak ki aşiretin adı 'Reş' değil 'Reşi' ve isim olmuş kelimelerde ek artık ismin bir parçasıdır bu şekilde 'Reşvan' olur ki bu şekilde de kayıt yok. İsmin kökünün 'Riş' olduğunu söylesek böyle bir kelime yok fakat 'kökçük' anlamına gelen 'Rişe' var ki bu 'Rişevan' olması gerekir. Neticede Filolojik ve etymolojik bağlantılar bu ismi keyfiyetle Gurmançi köküne bağlamıyor yoksa Reşi/Rişi yani Rişvan demek kolay. Bölgede Sami dillerin güçlü olduğu da düşünüldüğünde bu ismin etymolojik olarak Arapça 'memnuniyet/ hoşnutluk' anlamına gelen 'Rıdvan' adına daha yakın olduğunu düşündürmektedir. Arapça 'Rıdvan' (رضوان) adı Rizwan, Ridwana, Riḏwana, Rizwana Osmanlıda ise Rıdvan, Rızvan, Rizvan biçiminde kullanılmıştır. Ayrıca Türkmenlerde "öz-Türkçe" aşiret adı da azdır genelde isimler Farsça ya da Arapçadır ve Balkanlarda ya da Anadolu’da bu durum değişmez. Sonuç itibarı kuru iddia ne kadar hızlanırsa hızlansın sonuçta bilim duvarına çarpar. Benim tavsiyem olaylara sadece bilimsel bakın çünkü ne kadar sakladığınızı da düşünseniz her iki tarafta da ırkçılık seziliyor, neticede 75 bin yıl önce hepimiz Afrika'daydık. Saygılarımla.

      Sil
  23. Faruk söylemez aşiretin bütün boylarının ve bütün rişvan köylerinin (500-600 civarında rişvan köyünün)konuşması hakikatı karşısında şaşkınlığa uğrayıp..aşiretin fars etkisinde kaldığını iddia ediyor...aşiret 13. yüzyıldan beri kilis ve çevresinde İRAN nere Halep nire...Faruk söylemez işte bu kadar akademisyen!!!!!!....Bakınız benim türkmen kardeşlerimle bir sorunum yok..Onlarla akrabalık bağlarımızda var..ama aslını inkar etmek haramzadeliktir...

    YanıtlaSil
  24. Halacoğlu ve benzerlerinin kitabını okuyun bir tane aslı Kürd olan Türkmen aşireti ismi geçermi..nedense hep Türkmenler çatır çatır kürt oluyor!!!!! bu soruyu beyin jimnastiği yapmanız açısından soruyorum....devlet onlarda hakim kültür onlarda rsmi dil onlarda bürokkrasi basın onlarda şehir ve kasabalrda Türkçe konuşuluyor...ve bu coğrafyada dev bir aşiret hemde göçebe yemeyip içmeyip Kürtleşiyor..istesede yapamaz..çünkü Kürtleşecek ortam ve nüfus ve gerekçe..yok..
    -Kilsde Kür dağları vardır.CEBELİ EKRAD bu dağlar ismini Reşvan aşiretinden alır...Evliya çelebi bile Kilisden bahsederken Güneydeki Reşvan aşiretinden KÜRD olarak bahseder..Bu bölgelerde 500 yıl evvel KÜRD LİVASI vardı yani Reşvanlar bu bölgede Kürd beyliği kurmuşlardır...Bu beyliğin liderlerinden Şeyh İzzeddin vardır...Arşivlerde bu reşvan beyi için KÜRD İZZEDDİN ismi geçer...bunun soyıundan gelen reşvanlar halen yaşamaktadır...Yani hem tarih kitaplarında hem arşiv ve tahrri defterlerinde bu aşiretin kürdlüğü okadar çok vurgulanıyor..İşte 800 yıl evVel yaşamış Ebul Bahadır Reşvan el KÜRDİ..Reşvan türkmen yamak Barzaniler türkmen orjnili demekten daha saçmadır..bu konuyu tartışmamız bile abesdir...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İbn-i Kesir’in eserinde olduğunu iddia ettiğiniz [ ibni kesir in el bidaye vel nihaye kitabında ebul Baharır Reşvan El KÜRDİ isminde EYYUBİLERİN kumandanı bir kişiden bahseder] iddiası maalesef hayal ürünü. Şöyle ifade edeyim, İbn-i Kesir (1300-1373), Memlüklülerin Suriye hâkimiyeti devrinde yaşamış, Tefsir, Fakih yanı sıra Tarih konusunda da uzman, Şafiî ekolünun son derece etkili Sünni bir âlimiydi. Suriye'nin “Busra” şehrinin bir köyü olan “Migdal”de doğmuştur. İbn-i Kesir’in bahsettiğiniz eseri; “Al-Bidāya wa-n-nihāya” (البداية والنهاية) yani “Başlangıç ve Bitiş” anlamına gelen eserdir ve “Evrensel Tarihî” anlatan bir tarih kitabıdır. Dünyanın yaratılışından başlar ve ilahiyat bölümünde, ölüm, ilahi yargı, ruhun ve insanlığın nihai kaderi ile biter. Bu kadar detaydan sonra gelelim “Ebul Baharır Reşvan El KÜRDİ” adı ile ilgili iddiaya. Eserde, bu şekilde hiçbir isim yok yani Reşvan ya da Rişvan adı yok bu ismi karşılayacak tek isim “Ridvan” adıdır ve bu isim eserde birinde iki defa olmak üzere toplamda dört satırda “Ridvan” adı olarak kayıtlı. Bu satırlar 32nci, 222nci, 644/645inci ve 757nci satırlardır. İlk üç satırda “Ridvan”ın cennetin bekçisi olduğu ile ilgili dini anlatımlar vardır, 757nci sayfada ki adın okunduğu sonuncu satırda ise; ”Bu yıl, aynı zamanda Halep hükümdarı olan, Ad-Davla Taç Al Arslan bin RİDVAN bin Tutuş köleleri tarafından öldürüldü. Ölümünden sonra, kardeşi Sultanşah bin Ridvan, gücü kullandı” biçiminde kayıtlı. Hikâyesi anlatılan kişi, Suriye Selçuklu Haleb Meliki olan ve Büyük Selçuklu Devleti Sultanı Alp Arslan'ın torunu ve Suriye Selçuklu Devleti Meliki Tutuş'un oğlu olan “Rıdvan”ın büyük oğlu “Alp Arslan”dır. Alp Arslan Eylül 1114'de uykuda iken öldürüldü. Bu suikastın Vezir Lülü tarafından organize edildiği iddia edildi. Yeni Melik olarak 6 yasında ki, Rıdvan'ın bir diğer oğlu, “Sultan Şah” Meliklik tahtına geçirildi. Bu isimle ilgili kayıtlar bu kadardır.
      Sadece Kurd/Kurdî kelimesi ise; beş ayrı satırda geçmektedir bunlar, 312nci 504ncü 731nci ve 778nci sayfalardır.
      Kaydın geçtiği ilk satırda İbrahim peygamberle ilgili kısmında; “Onlar, ‘Kürd Haizan’ adında birisi tarafından yapılan dev sapanın, kupası üzerine İbrahim Aleyhisselamı koydular” şeklindedir,
      İkinci satırda; [Hicri 23] “Saif, (adında biri) Şeyhe, Sariyah bin Zunaim’in büyük bir ordu ile Persia ve Kürdistana sefere gittiğinden, bahseder”,
      Üçüncü satırda son Emevi Halifesi II. Mervan’dan (693-750) bahseder, Mervan El Himar’ın biyografisi bölümü; [Hicri 118] “Annesi Lubabah adında bir Kürd kadındı, İbrahim bin al-Astar an-Nakha’î’nin eşiydi, (II Mervan’ın babası) Muhammed bin Mervan tarafından öldürtüldü (ve böylece Lubabah’ı aldı)”,
      Dördüncü satırda; [Hicri 453] “Bakar şehrinin lideri Ahmed ibn Mervan Ebu Nasr El Kürdî ve Mayyafarkin lakaplı Al Kadir Billah Nasr Ad-Davla, öldü.”,
      Son ve beşinci satırda; [Hicri 552] “Bu korkunç deprem, Suriyede birçok kişinin ölümüne sebep odu. En büyük yıkım, Halaba, Hamat, Sizar, Hamş, Kafar hab, Ekrad (Kurdî) kalesi, Al-Lacakiyah, Al Ma’arrah, Afamiyah, Antakia ve Trablus yerleşimlerinde gerçekleşti.” Olarak kayıtlıdır.
      Bu külliyatta olduğundan bahsettiğiniz iddia mevcut değil, anladığım kadarı ile dağarcığınız daha çok kulaktan dolma bilgilerle dolu, sizi kırmak istemem ama sanırım arşivleri ve asıl kaynakları bulup okumanız gerekiyor. Tarih insanların istekleri doğrultusunda ilerlemez, insanlar tarihin izlerini takip ederek gerçeği öğrenirler, öğrendikçe de özgürleşir, inanın bana! Saygılarımla.

      Sil
    2. Ufak bir not, Bahadır ünvanının Altay kökenli olduğunu hatırlatırım.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    4. Canpolat Bey’in babası Kasım Bey, Memluklere bağlıyken onların siyasetine ters düşmüştü bunun üzerine Memlukler onun yerine bir Yezidî Şeyhi olan Şeyh İzzeddin’i “Azez ve Kilis” bölgesinin beyliği verildi. Bölgeye gelen Yavuz Sultan Selim’e biat eden Kasım Bey, Memlukler düşürüldükten sonra Padişahla beraber İstanbul’a gitti yanında küçük oğlu Canpolat’la beraber. Şeyh İzzeddin aynı bölgede bey olarak kaldı fakat onun yanında misafir kalan Osmanlı paşası Karaca’ya Kasım Bey aleyhinde ağır telkinlerde bulundu, Karaca Paşa’da ikna olunca Padişah Kasım Bey’in kellesini vurdurdu ve küçük oğlu Canpolat’ı Müteferrika olarak yetiştirilmek üzere sarayda alı koyarlar. Şeyh İzzeddin ise “Kilis ve Ekrâd” Sancakbeyi olarak atanır. 1536 nolu Tahrir Defterinde 1527 yılında atandığı ile ilgili kayıtta “Liva-i Ekrâd Mirlivası” olarak kayıtlıdır. Bu görevi 10 yıl yürüttü ve geride bir oğul bırakmadan öldü. Ölümünden sonra “Kilis ve Ekrâd Livası”nın yönetimi, Adıyaman Beylerine geçti. Yezidî Şeyhi İzzeddin’in Rişvan Aşireti ile ilgisi yoktur. Saygılarımla.

      Sil
    5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  25. Cengiz Aspir kardeşime teşekkür ederim. Prof. Dr Cevdet Türkay beyin aşiret ve oymaklar kitabından beni haberdar ettiği için. Kitabının tam adı, “Osmanlı İmparatorluğu'nda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar”. Kitabın 1979 da İstanbul’da Tercüman Yayınlarından çıkan ilk basımını Cengiz Aspir’in yazısı doğrultusunda gözden geçirdim. Rişvanlarla ilgili 635 ve 636. Sayfadaki Rişvan cemaatleriyle ilgili bilgi aynen şu şekildedir: “Rişvan, Rişvanağalar, Rişvançakallusu, Rişvançakallu cemaatleri Yörükân Taifesi olarak yazılmıştır. Rişvan Ekradı, Rişvanlu ise Türkmen Ekradı Taifesi “olarak yazılmıştır. Dikkat edilirse 4 tane cemaat Yörük olarak yazılırken 2 cemaat ise Türkmen Ekradı olarak belirtilmiştir. Yörüklerin kimliğini tartışmaya gerek yok. Acaba Cengiz Bey ‘Türkmen Ekradını’ nasıl açıklayacak? ‘Türkmen Ekradı’ kelime anlamı olarak Türkmenlerin Kürtleri demektir. Hem Türkmen hem Kürt olması mümkün mü? Burada ‘Ekrad’ kelimesini etnik olarak yorumlarsanız işin içinden çıkamazsınız. Bunu Cevdet Türkay Bey de ve diğer birçok Osmanlı tarihçisi de görmüş ve ‘Türkmen Ekradını‘ ‘Türkmenlerin göçebe olarak yaşayanları’ şeklinde açıklamışlardır. Hem Cevdet Türkay Bey’ in, hem de kitabının giriş kısmıyla ilgili bir yazı aşağıdadır. Cevdet Bey ile ilgili bu yazıyı, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi Muhsin Bozkurt Bey kaleme almıştır. Cengiz Bey Cevdet Türkay Bey’ i güvenilir bir kişi olarak gördüğü için herhalde onun konu ile ilgili görüşlerini de dikkate alacaktır.
    Bu arada bir düzeltme yapmak gerekecek. Cevdet Türkay Bey profesör değilmiş. Kendisi uzun yıllar Osmanlı arşivlerinde çalışmış ve bu sırada edindiği bilgilerle kitabını yazmış. İnanıyorum ki yaptığı hizmet bir çok profesörün hizmetinden daha fazladır. Allah mekânını cennet eylesin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cevdet Türkayın kitabında 5 yerde rişvan EKRAD olarak, yanlızca bir yerde ise Türkmen Ekrad taifesinden Rişvan ekradı deyimi geçer...Görüldüğü gibi burada aşirete değil bulunduğu taifeye türkmen ekradı diyor...bu deyim antep ve havalisinde yaşayan türkmen ve kürdleri içine alan genel bir terimdir...sizin sandığınız gibi Osmanlı göçebe olanlara EKRAD dememiştir...mesela Bilikan aşireti için bu kitapda KONAR GÖÇER EKRAD demektedir...görüldüğü gibi ibarenin başında konar göçerlik bildirilmiştir..bu ekrad doğrudan ETNİSİTEYİ gösterir..zaten reşvan pek çok yerde KONAR GÖÇER EKRAD olarak tanımlanmıştır...Evet bu konar göçer ekrad deyimindeki ekrad sizce yine konar göçermi...el insaf...Kaldıki arşivlerin çok azında Türkmen ekradı deyimi kullanılır...16. yüzyıl belgelerinde aşiret direk EKRAD olarak tanımlanır...Türkmen aşiretlerinin kürdleşmesi bir resmi ideoloji efsanesidir..Avşarların veya beydillilerin bir kaç küçük boyuna birkaç belgede ekrad olarak tanımlanması EKRAD(KÜRDLER):GÖÇEBE anlamına gelmez...Bazen Türkmenler ve reşvan konfederasyon halinde birleşebilmekte bazı ufak türkmen aşiretleri bu konfederasyona dahil olabilmektedir...dolayısıyla sanki bunlarda rişvanmış gibi bir intiba doğmaktadır...arşivlere objektif bakmak lazım ideolojik değil....

      Sil
    2. Rişvan Aşireti’nin hangi topluluk adıyla yazıldığı ile ilgili tartışma konusu olan kaynak ve bu kaynağı hazırlayan Cevdet Türkay hakkında kısaca şunları anlatabiliriz.
      Cevdet Türkay, 1932 yılında İçel ilinin Anamur ilçesine bağlı Malaklar köyünde doğdu. Yükseköğrenimini, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Coğrafya Enstitüsü'nde yaparak, 1954 yılında mezun oldu. Çeşitli memurluklarda bulunduktan sonra, 1960 yılında Başbakanlık Arşiv Genel Müdürlüğüne “Osmanlıca Arşiv Belgeleri'” konusunda uzman olarak tayin edildi ve 15 yıl süren mesaiden sonra emekliye ayrıldı. Seksenli yıllarda vefat etti. 15 yıllık mesaisinde, Osmanlı arşiv, vesika ve belgelerinin tasnifi yapıldı ve büyük tasnif salonunda çalışılan bu belgelerin tamamının tasnif ve kontrollerini merhum Cevdet Türkay yaptı. Bu süreçte belgelerde kayıtlı olan oymak, aşiret, cemaat ve bulundukları yer adlarını kayıt ederek bu kitabı hazırladı. Nerdeyse tuğla kalınlığında ve 832 sayfalık bu kitabı, İstanbul’da 1979 yılında Tercüman Yayınlarından çıkardı. Merhum Cevdet Türkay, “Başbakanlık Arşivi Belgelerine göre OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA OYMAK, AŞİRET VE CEMAATLER” adlı eseri hazırlarken, Tahrir Defterleri dışında on binlerce Mühimme, Ahkâm, Şikâyet ve Tapu defterlerini de titizce taramıştır.
      Bu kitapta adı geçen Rişvan Aşireti ile ilgili bilgiler bire bir şu şekildedir;
      Sayfa 541;
      1- Rişvan : Yörükân Taifesinden.
      -- *bulundukları yerler: Tosya Kazâsı, (Kengiri Sancağı), Alacahan (Sivas Sancağı),

      2- Rişvanağalar: Yörükân Taifesinden.
      -- *bulundukları yer: Düşenbe Kazâsı (Alâiye Sancağı),

      3- Rişvançakallusu: Yörükân Taifesinden.
      -- *bulundukları yer: Zülkadiriyye Kazâsı (Meraş Eyaleti),

      4- Rişvansakallu: Yörükân Taifesinden.
      -- *bulundukları yer: Malatya Sancağı,
      Sayfa 542;
      5- Rişvan Ekrâdı: Yerli ve Göçer Türkmân Ekrâd Taifesinden.
      --*bulundukları yerler: Rakka, Meraş ve Bozok Sancakları, Hısn-ı Mansur ve Behisni Kazâları (Malatya Sancağı), Harpırt (Harput) Kazâsı (Diyarbekir Eyâleti),

      6- Rişvanlı (Rişvanlu) (İrişvanlı, İrişvanlu): Konar-Göçer Türkmân Ekrâdı Taifesinden.
      *Rişvanlı Cemâtı, Badılı (Badili) Aşîretindendir.
      --* bulundukları yerler: Kastamônî, Bozok, Kayseriyye, Birecik, Şam, Trablus-u Şam, Kilis, Ayıntab, Meraş, Rakka, Sivas, Çorum, Erzurum, Kars ve Çıldır Sancakları, Ankara Havâlîsi, Haleb civârı, Osmancık ve İskilib Kazâları (Çorum Sancağı), Kuruçay Kazâsı (Erzurum Sancağı), Behisni ve Hısn-ı Mansur Kazâları (Malatya Sancağı), Zile Kazâsı (Sivas Sancâğı), A’zâz Kazâsı (Halep Eyâleti)

      Sil
    3. Cevdet Türkay’ın eserinde ayrıca kayıtlı olan Reşi Aşireti hakkında da şu bilgiler mevcuttur;
      Sayfa 540;
      1- Resî (Reşî): Ekrâd Tâifesinden.
      --*bulunuğu yer: Siird Kazası (Diyarbekir Eyâleti),

      2- Reşî Ekrâdı: Ekrâd Tâifesinden.
      --*bulunduğu yer: Ayıntab Sancağı (Meraş Eyâleti),

      3- Reşikütan (Reşkütan), [Reşkütanlı, Reşkütanlu]: Ekrâd Tâifesinden.
      --* bulundukları yerler: Muş havâlîsi (Van Eyaleti), Diyarbekir Eyâleti.

      Benzer başka bir Cemaat de Rişan Cemaatidir;
      > Rişan (Rîşân): Göçebe Ekrâd Tâifesinden.
      *Göçebe Rişan Cemâati, Merdisî (Mirdisî) Aşîretindendir.
      --*bulundukları yerler: Rakka, Erzurum, Diyarbekir ve Malatya Sancakları, Mardîn Kazâsı (Diyarbekir Eyâleti), Sivas Eyaleti, Haymana Kazâsı (Ankara Sancağı).

      Sil
    4. Bir fikir vermesi bakımından Rişvan Aşiretine bağlı Cemaatlerden “Mülükanlu Cemaati, Oymağı örneği;
      Cevdet Türkay’ın kitabında bu aşiret, Melikânlı (Melikânlu), (Melükânlı, Melükânlu) ve sadece Melikân biçimlerinde okunmuştur ve sadece “Yörükân Tâifesinden” şeklinde; Meraş Sancağı, Zülkadriye Kazâsı (Meraş Eyâleti) ve Diyarbekir Eyâletinden kayıt edilmiştir.
      1530 yılı, 998 Numaralı I. Cilt Tahrir Defterinde Mardin Kazasında Milli göçer Ekrâdı Aşireti’ne bağlı görülen, Milikanlu, Minlikan, Mülükanlu, Mülûkanlu, Melikanlu ve benzer adlarda görülen oymak aşağıdaki şekilde kayıtlıdır;

      > Minlikan(-i diğer) [Milikanlu(-i diğer)] oymağı, Milli Göçer Ekrâd ‘aşireti, Mardin kz.: sayfa 17.
      Burada ‘Oymak’ bir tanımlanma yapılmamaktadır sadece bağlı olduğu Milli Göçer aşireti ‘Ekrâd’ olarak belirtilmiştir.
      Yine aynı cemaat adı, 1530 tarihli ve 998 Numarları fakat II. Ciltli Tahrir Defterinde bu sefer ‘Yörükan-ı Maraş’ yani ‘Maraş Yörüğü’ şeklinde okunmaktadır. Bozok Livasında ise sadece cemaat olarak tanımlanır;
      ZÜLKÂDİRİYYE VİLÂYETİ
      MAR’AŞ LİVÂSI
      > Melikenlü cema‘ati, Yörükan-i Mar‘as: sayfa 456,
      BOZ-OK LİVÂSI
      > Mekelenlü [Melikanlu] cema‘ati, Yara-pusan mezrası, [Kadì-kısla mezrası, Budak-özü nahiyesi]: sayfa 631

      Sil
    5. Burada 1530 yılı 998 numaralı I. Cilt Defteri; Âmid, Mardin, Sincar, Musul, ‘Arabkir, Ergani, Çirmük, Siverek, Kigı, Çemiskezek, Harpurt, Ruha, ‘Ana-Hit ve Deyr-Rahbe Livâları ile Hısn-i Keyf ve Siird Kazâlarını kapsamaktadır. Burası 1515 yılında “Diyâr-ı Bekr Beylerbeyliği” olarak kurulan Eyalettir. Fırat Dicle boylarının Türkmenlerden arındırılması işini ve bu şekilde Safevilere karşı bir tampon bölge oluşturmak isteyen Osmanlı, bölgeye Kürd Aşiretlerini, idarenin babadan-oğula geçen bir Derebeylik biçiminde hâkim kıldı. Osmanlı bu bölgede Türk, Türkmen görmek istemiyordu. Bu Tampon bölgeden/ Eyaletten batıya geçince Türk, Türkmen ve Yörük patlaması oluyor. Yukarıda başlığını verdiğim defter “Diyâr-ı Bekr Beylerbeyliği” yani bu tampon bölgenin göbeğinin defteridir ve baştan sona Ekrad/Kürd adı var buna karşılık bu defterde 1 adet Yörük birkaç adet de Türk, Türkmân adı var.
      II. Cit olan, yine 1530 tarihli ve 998 numaraları defterde ise 2 Vilayet var, bunlar;
      1- Arab Vilayeti a-(Sam, Gazze, Safed, Salt-‘Aclun, Haleb, Hama-Humus, Trablus, ‘Ayntab ve Birecik), b) Adana, c) ‘Üzeyr, d) Tarsus, e) Sis Livaları ve,
      2- Zü'lKadiriyye Vilayeti; a) Maraş, b) Boz-ok Livaları bağlıydı.
      Bu defterde ise Ekrad ve Kürd adları üç, beş tane kayıtlı fakat ‘Arab’ adı iki defterde de bol miktarda bulunuyor. 998 no’lu defter Cilt I’de, (Diyâr-ı Bekr Beylerbeyliğinde) Aşiret adları Türkçe de olsa mesela; Ak Keçilü Ekrâd ‘aşireti cema‘ati, Mardin kazası: sayfa19 veya Kara Keçilü Ekrad ‘aşireti cema‘ati, Berriyyecik nahiyesi: sayfa 18 (Mardin) ya da Kızıl Mağaralu Ekrâdı: sayfa171 (Çemişkezek) gibi eğer “Diyâr-ı Bekr Beylerbeyliği”nde kayıtlıysanız ya tanımsız yazılıyorsunuz Okçulu cema‘ati, Göcek nahiyesi: sayfa 156 (Kiğı Livası) gibi ya da Ekrâd tanımlamasıyla yazılıyorsunuz örnek, Okçulu Ekrâd ‘aşireti cema‘ati, Göcek nahiyesi: sayfa 156, Kiğı Livası’nda ve üstteki örneklerde olduğu gibi. Çaldıran Savaşından bir zaman sonra İran’a kaçmış aşiretlerde tekrar göç yollarını bu bölgeye kaydırdılar, batıdaki Boz-Ulus zaten Diyarbakır’dan batıya yazlık-kışlık göçüyordu fakat bu bölgede en azından 16. yüzyılın başından itibaren Osmanlı’nın neredeyse 500 yıllık müttefiki Şafii/Sünni Kürd Beylerine bahsi geçen görev karşılığında yurtluk olarak verildi. Defterleri incelediğinizde bu ayrımı çok net görürsünüz. Osmanlı Balkanlar yani “Rum-İli Vilayeti” defterlerinde ise neredeyse tamamını ‘Yörük’ adıyla anar ve onları ayrıca Ordu görevinde görevlendirir neticede onlar “Evlad-ı Fatihan”dır, onları ayrı tutup pohpohlamıştır ki Türk-Türkmenden kendini ayrısın, bu defterlerde de Türk ve Türkmen adına çok az rastlarsın adet lakap ve birkaç adet köy adı olarak. Yörük adını Maraş’tan Ege’ye kadar olan bölgede görürüz, bir şekilde Ege bölgesiyle bağlantılıdır.
      Sonuç olarak, Ekrad ve Kürd adı bu bölgede ağırlıklı olarak İrani isimler sonuna ekleniyor fakat bu devirde etnisite ayrımı bilinmeyen bir şeydi, insanlar daha çok dinî ve yaşam tarzlarına göre ayrılıyorlardı. Osmanlı’nın Ekrad/Kürd ayrımının bu şiddette kullanmış olmasının sebebi tamamen Safevî’leri ve Anadolu/Suriye bölgesini oluşturan Türkmen unsurların, Ekrad/Kürd’lerin temsil ettiği inanç ve yaşam tarzlarına ters ve bölgede uzun süredir egemen olmalarının Kürd’lerde yeteri ölçüde düşmanlık yaratmış olmasından kaynaklanıyordu. Bu şekilde Osmanlı bu unsurlara güvenebildi.

      Sil
    6. Bir ek bilgi;

      1530 998 Numaralı II. Cilt Tahrir Defterde kayıtlı;

      1- Lek cema‘ati: TD 134/ 2, 3
      2- Melekân karyesi, Tercil nahiyesi: TD 134 sayfa 9
      3- Meleklendi [Melek-kendi] karyesi, Tercil nahiyesi: TD 134 sayfa 9
      4- Cedide-i Lek karyesi, Mardin kazası: sayfa 50

      Farsça’da ‘Me-’nin anlamı “biz, bizim” biçimindedir burada muhtemelen ön-ek'tir. Bu isimler muhtemelen ‘Me-Lek-ân’ ve ‘Me-Lek-kendi’ biçiminde ve “Bizim-Lek’ler” ve "Bizim-Lek-kendi" yani Türkçe "kendi" (olan) anlamında olmalı. Yani Melükânlı veya Melikanlu biçiminde anılan cemaat/aşiret aslen ‘Lek’ olabilir.

      Sil
  26. Muhsin Bozkurt Bey'in 29 Ocak 2011 tarihli yazısı aşağıdaki adrestedir.
    http://www.kocaeliaydinlarocagi.org.tr/Yazi.aspx?ID=2220

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. EYY ÜLKÜCÜLER BİZ REŞİLİYİZ VE KÜRDÜZZ ALLAH BİZİ KÜRT OLARAK YARATTI NE YAPARSANIZ BİZİ TÜRKLEŞTİREMEZSİNİZ ÇÜNKÜ KİTABIMIZ KURANI KERİM BİZE ASİMİLE OLMAYIN DİYOR ALIN SİZE KANIT :O'nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.” (Rum, 30/22) HER LİSAN BİR AYETTİR YANİ KÜRDÜ KÜRTÇEYİ İNKAR ETMEK ALLAHIN AYETİNİ İNKAR ETMEK DEMEKTİR .. SİZ NASIL MÜSLÜMANSINIZ ÜLKÜCÜLER SİZE KALSA HAŞA ALLAH BİLE TÜRKTÜR DEMİ YAZIK YAZIK

      Sil
  27. Yukarıdaki uzun makalede rişvanın Türkmen orjinli olduğu iddiasını destekleyecek BİR TEK BELGE bile yok bilakis arşivlerde geçen EKRAD kelimesini MAKASLAYARAK bu makaleyi yazmışlar...Konuyla alakasız uzun makalelerle okuyucuda derin bir araştırma ve ilmi bir eser havası oluşturulmaya çalışılmaktadır..Halacoğlu nun 15. yüzyılda İğdirli Türkmeni dediği ve reşvana bağlı dediği aşiret isimlerini bakın..BUNLARIN HİÇBİRİ REŞVAN AŞİRETİ DEĞİLDİR..ne günümüzde nede 16. yüzyıl ve sonrası belgelerde reşvana bağlı aşiret isimleri bellidir...Bu isimlerde bugün reşvan aşireti yoktur........Reşvan aşireti obalarına komşuluk yapan 40-50 hanelik küçük Türkmenler vergi memurları tarafında reşvan gösterilmiş...hadise bu...www. beydillier.com sayfasında Nizip çevresinde bundan 300 yıl evvel yapılan reşvan -beydilli savaşı anlatılır...Beydilli ozanı Reşvanlara şiirinde KÜRD diye hitap eder...ve enteresandır...Bazı beydilli grupları reşvan aşireti ile BERABER yaşamaktadır..ve bu savaşda bunlar beydillierin tarafına geçip reşvanla savaşmışdır...Yani bazı türkmen grupları belki kız alıp verme gibi sebeplerle reşvanla komşuluk edip arşivlere reşvana bağlı gösterilmiştir......

    YanıtlaSil
  28. Reşwan için türktür diyenler çiyayê kurmênç in zirvesine denk gele , efrinli reşilerin zeytinleri gözlerine denk gele,türkmenistan da yaşayan reşilerin konuştugu dil küfür ola,idrisi bitlisinin yazdıkları şifa ola,horasanda kî reşilerin sazlari sap ola,konyadakilerin selami size taş ola, her neyse uzatmayayim ama çok tuhaf sen git türkmenistan da bile kürtçe konuş kalkıp da sana rum vilayetinde turkmensin desinler

    YanıtlaSil
  29. Ben Anamurda yaşıyorum soyadım Rişvan bizdemi bu aşiretteniz (hacılar cemaati ) . Bizim akrabalardan kimse ne kürtçe biliyor nede nerden geldiğimizi bilgisi olan biri yardımcı olabilir mi ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ugur kardes anadolu ya dagilmis buyuk bir kürt kitlesi var abbasilerden beri,özellikle reşi(risvan) asiretinde bu durum mevcut,macaristan kürtlerini arastir orda bile variz,ama durum bu reşi kürttür,soyadinizin soyunuzla ilgisi varsa kürtlükte mevcuttur ama köken olarak tabi suan ne oldugunuz esastir

      Sil
    2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
    3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

      Sil
  30. Ayrica yusuf halacoglunun yazilarindan bilimsellik aramak tam bir akil tutulmasi,arkadaslar yukarida kî makalede belirtilen kaynaklari kendiniz bi inceleyin bakalim ne göreceksiniz :)

    YanıtlaSil
  31. Yilmaz adiyaman,sen adiyaman in neresindensin hele bi soyle de gelem o ahmak kafana birsey sokayim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yılmaz Adıyaman, senin kafana sokmuş cevabı iram xelil! Gitmiş verdiğiniz kaynağa bakmış, bakmış palavra. Ayrıca hitabeti gayet saygılı ve iddia edilenlerin doğruluğunu araştırıp buraya yazmış ki cahiller nasiplensin. Ayrıca sen "Reş" kelimesinin siyah/kara anlamına geldiğini bile bilmiyorsun gundî. Eğer adam yalan söylüyorsa kaynağı bul doğrusunu sokarsın Adıyamanlının kafasına. Yusuf Halaçoğlu'nun aşiret, oymak ve cemaatleri ile ilgili kitaplarının kapağını bile görmediğin belli çünkü bu kitaplar roman değil sadece arşivlerde yazılanların bir araya toplanmasından ibaret ve şüpheleniyorsan gider verdiği arşiv numarasından gerçek arşiv belgesini okursun, ki merak etme senin yerine okuyan çok sayıda Kürd var. Burada arşiv belgeleriyle konuşmuyorsan sadece dedikoduyla ve sen öyle istiyorsun diye olan tarihi durumları değiştiremezsin. Faydalı olmak istiyorsan yeni belgeler bul, oku insanlık faydalansın yoksa Rişvan Kürd'müş, Reşi'ler Arapmış, Melükanlar kızılderiliymiş, Çelikanlar Rus'muş kimin umrunda?

      Sil
  32. Koca bir yalan kampanyası ama tutmaz rişwan ve kollarından olan insanlar özünü sözünü iyi bilirler

    YanıtlaSil
  33. Bu ülkede 90 yıldır Kürtler asimile edilmeye çalışılıyor kart-kurt dendi olmadı sonra zazaki dili kürt kimliğinden ayrıştırılmaya çalışıldı oda istenileni veremedi.. Şimdi de ırkçı güruhlar bu şekilde aşiret aşiret yalanlar ve hikayeler üzerine kurulu soykırım politikalarına başladılar rişwan aşireti bütün kolları ile adı sanı dili kültürü kürtçe olan bir aşiretdir. bilindiği ilk tarihten bugüne beylikleri aşan kalabalıkların oluşturduğu binlerce insanı aşan bir aşiretdir. tarihten günümüze padişahların dahi kürt diye bildiği bir aşireti MHP'li vekil halaçoğlu'nun ırkçı emeller ile yazılmış kitabı üzerinden türkleştirmeye çalışmak aşağılık bir soykırım çabasıdır. İç anadolu'ya yayılmış bir aşiretin bu yöntemle kolayca asimile edileceğini sanıyorlar ise yanılıyorlar rişwan asla kürtleşen bir türkmen aşireti olamaz adı sanı öz kürtçedir. o kadar kalabalıktır ki asimile olması türkleşmeside türkken kürtleşmeside tarihine bakıldığın da sosyolojik olarak imkansızdır neyse odur. osmanlıda kürdistan denilen eyaletin dahi padişah talimatı ile idaresini ele alan aşiretlerdendir. sadace rişwanların bi tipine kaşına gözüne baksanız zaten kürt olduğunu anlıyorsunuz artık kandan kemikten dna dan zaten her şey bulunuyor bu iddia da bulunanlar benim google hesabıma mesaj ile ulaşssınlar çeşitli şehirlerden 30 kadar rişwan ile bağlantıya geçebilirim tahlil yolu ile gösterelim kim neymiş ? bu ırkçı çalışmalar iç anadolu kürtleri üzerinde de tutmayacak rişwanlar topyekün tarihte kürt idi bugün de kürtdür... Objektif ve nesnel olmayan ırkçı emeller ve asimile politikaları dahilinde yaratılmış gerek halaçoğlu nun gerekse TTK başkanlığı yapmış olan direk devletden ırkçı partilerden kişlikler taşeronlar tutsa dahi bu iddia yı asla kanıtlayamazlar sadace hikayekitapları yazarlar..

    YanıtlaSil
  34. aşiretin kendi ismi bile kürtçe reşi kürtçe bi isimdir nasıl türkmen olacak biz kendimizi bildik bileli Adıyaman sincikte kürtçe konuşuruz ve kendimize kürt deriz ki zaten yukardaki aşiretin kollarına bakarsanız isimler hep Kürtçedir Osmanlı zamanında bu aşirete mensup bazı aileler sürgüne gönderilmiş va mesela antalyada bizim cemaate mensup kişiler türkleşmişlerdir ama kendilerine reşi diyorlar reşi aşireti 10 milyonluk büyük bir kürt aşiretidir bazi ülkücüler ne yapsada tarihimiz bizim kürt olduğumuzu söylüyor

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Reşi aşiretinin adı, Gurmançi dilinde ‘siyah/kara’ anlamına gelen ‘reş’ kelimesinden gelir, ardına aidiyetlik eki (-i) getirilmiş olarak.
      Gurmançi’de ‘siyah/kara’ anlamına gelen ‘Reş’ kelimesinin, Hind-İran dillerinde tek karşılığı aynı kökten gelen Beluci dilinde mevcuttur. Beluci dilinde ‘nāsī’ (nesî) sıfatının anlamı “(dark Brown) koyu kahverengi”dir. (kaynak: A Grammer, Phrase Book and Vocabulary of Baluchi, N.A. Collet)
      Bu iki dilin de muhtemelen içinden çıktığı dil ailesi, kullandıkları dil ve kelimelerin ışığında antik Hind dillerinden Dravidian dil ailesidir. Dravidian dil ailesi Hindistan’ın en eski ve en güçlü dil ailesidir, içinden 81’den fazla farklı dil türetmiştir. Dravidian dilinin yayılma alanı Hindistandan çok daha geniştir. Beluci dilinde ‘nāsī/nesî’ ve Gurmançi dilinde ‘Reş’ kelimelerinin tek kaynağı, Dravidian dil ailesinin en eski kollarından ‘Kannada-Badaga’ya ait olan ‘ERE’ kelimesidir, diğer lehçelerde ise ‘EREK’ kelimesidir. Sadece Tamil dilinde Hind-İran ve Türk dillerinde de bilinen ‘KARU’ kelimesi kullanılır ‘Siyah/kara, karanlık’ anlamındadır ve ‘KARA’ kelimesinin aynısıdır. ‘Ere’ kelimesinin anlamı hem ‘koyu kırmızı ve koyu kahverengi’dir aynı Beluci dilinde olduğu gibi hem de ‘karanlık, loş bir renk, koyu, loş, ışıksız’ anlamındadır. (“A Dravidian Etymological Dictionary, 2nd Edition” T. Burrow and M.B. Emeneau). ‘ERE’ kelimesi Beluci dilinde, ‘nāsī/nesî’ biçimine, Gurmançi dilinde ise ‘reşi’ biçimine dönüşmüş. Birçok dilde (Türkçe dâhil) var olan (r/s) harf değişiminin olduğunu, Beluci ‘nāsī/nesî’ kelimesinde de görüyoruz. Dravidian dilinde aynı anlamı taşıyan eski ‘ere’ kelimesindeki (-r) harfi (-s) harfine dönüşmüş yani tersine çevirirsek (nāsī/nesî – nerî/nerê) ile eski biçimine dönüşmüş, başına (n-) takısı eklenerek. Gurmançi ‘reş’ kelimesinde ise öndeki (-e) harfi düşmüş sonuna (-ş) takısı gelmiş anlamı ise sadece ‘kara/siyah’ olarak kalmış. Sonuç olarak ‘Reşi cemaati/aşireti’ Türkçeye ‘Karalı cemaati/aşireti’ olarak çevrilir.

      Sil
    2. Ufak bir hatırlatma, Gurmançi dilinde Kırmızı "Sor" demektir ve bu "Sor" kelimesi de "Ere" kökünden ve anlamından gelmektedir. Saygılarımla.

      Sil
  35. EYY ÜLKÜCÜLER BİZ REŞİLİYİZ VE KÜRDÜZZ ALLAH BİZİ KÜRT OLARAK YARATTI NE YAPARSANIZ BİZİ TÜRKLEŞTİREMEZSİNİZ ÇÜNKÜ KİTABIMIZ KURANI KERİM BİZE ASİMİLE OLMAYIN DİYOR ALIN SİZE KANIT :O'nun varlığının ve kudretinin delillerinden biri de: Gökleri ve yeri yaratması, lisanlarınızın ve renklerinizin farklı olmasıdır. Elbette bunda bilen ve anlayan kimseler için ibretler vardır.” (Rum, 30/22) HER LİSAN BİR AYETTİR YANİ KÜRDÜ KÜRTÇEYİ İNKAR ETMEK ALLAHIN AYETİNİ İNKAR ETMEK DEMEKTİR .. SİZ NASIL MÜSLÜMANSINIZ ÜLKÜCÜLER SİZE KALSA HAŞA ALLAH BİLE TÜRKTÜR DEMİ YAZIK YAZIK

    YanıtlaSil
  36. Bazı yorumlar oldukça ilginç. Buna göre ‘Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu insanları kandırmak için uğraşmaktadır. Siyasetçidir. Üstelik kendisi Rişvan aşireti mensubu değildir’. O zaman Rişvan’ın öz evladı, aşiretin Celikhan kolundan Prof. Dr Faruk Söylemez’ e inanmak gerekir. Deniyor ki “Ona da inanmayız. Çünki yazdıkları benim söylediklerime uymuyor.” Peki, sizin tahsiliniz ne? Ne kadar tarih, Osmanlıca bilginiz var? Rişvan’ın geçmişini öğrenmek için 7 yıl Osmanlı arşivlerinde çalışarak, araştırmasının sonucunu ‘Rişvan Aşireti’nin Cemaat, Şahıs ve Yer Adları Üzerine Bir Değerlendirme’ isimli makalesi ve sonra yayınlanan ‘Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi, Rişvan Aşireti Örneği’ isimli kitabında toplayan Prof. Dr Faruk Söylemez’ e inanmayacağız da tarih bilgisi, ilmi seviyesi bilinmeyen kişiye mi inanacağız? Faruk bey gibi ilim adamlarını tenkit edeceklerin en az O’nun kadar doğru, güvenilir deliller göstermesi gerekir. İlim adamının karalanmaya çalışıldığı garip bir dünyada yaşıyoruz vesselam…

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Prof. Yusuf Halaçoğlu'nun Anadoluda aşiretler,cemaatler,oymaklar (1453-1650) hakkında hazırladığı 6 ciltlik külliyatta, 250'den fazla Osmanlı tahrir defteri incelenmiş ve incelenmesi yaklaşık 20 sene sürmüştür. Eser'de 41 binden fazla Aşiret, Cemaat ve Oymak kaydı ortaya çıkartılmıştır. Halaçoğlu'nun 20 yılda Osmanlıca yazılı arşivlerden çıkarttığı bu bilgileri kayıtlarda okunduğu gibi ve içine yorum katmadan hazırlamış, yani yorumsuzdur sadece ham bilgi vardır. Ayrıca “Kürd vardır” diyen ve bunu yine arşivden belgelerle ortaya koyan birisidir, Kard-Kurd da diyebilirdi! Bunu ona söyleten şey yine belgelerdi. Medyada-sosyal medyada, kişisel ve yoruma açık “fikirlerine” katılmamak ve elinde bilgi varsa çürütme hakkı da herkes için saklı. Aslında çatışmaların ana sebebi, etnik gruplara kan bağı üzerinden yüklenmekten kaynaklanıyor, red edilmek, yok sayılmak asıl mesele ve bu duygunun hedef kitleye yönlendirilmesi ile siyasi-ekonomik çıkarlar elde edilmesini sağlamak. Bunun için karşılıklı olarak ‘Red’ edicileri de üretmeniz gerekiyor. Mesela Kürdce’yi yasaklayan Yugoslavya muhaciri, Çerkez asılı Kenan Evren’di. Bu iktidarların alttaki grupları birbirine tokuşturarak iktidarlarını koruma güdüsüyle ortaya çıkmıştır. Bizans bu konuda bir dehadır ki onun üvey oğlu Osmanlılar da onlardan aşağı kalmamıştır bu gün ise İmperial güç Amerikadır o da aynı taktikle gücünü geri kalmış ülkelerde koruyor. Aslında herkesin okuması asıl kaynaklara ulaşması gerekir. Gerçek tektir herkese göre değişmez, tartışma varsa henüz gerçek bulunmamıştır özellikle tarihte. Prof. Yusuf Halaçoğlu kimsenin adını bile duymadığı 500 yıllık belgelerin varlığından ve asla bulamayacağınız aile/aşiret bilgilerine ulaşmanızı sağlamıştır aksi halde akademisyenlerin dünyasından dışarı çıkmayacaktı bu bilgiler. Önceki çalışmalar da kimse tarafından bilinmiyor ilgilenilmiyordu oysa şimdi rahmetine kavuşmuş hocaların eserleri üniversite bile okumamış meraklıların evinde bulunuyor. Vel hâsılı kelam, sadece "biz Kürdüz" ya da "Türküz" demek yetmiyor, arşiv çalışmaya başladıktan sonra tüm etnik saplantılardan arınan arkadaşlarım bugün bu tartışmalara tebessümle uzaktan bakmayı ve ateşin cehalet olduğu gerçeğinin farkında olarak uzak durmayı yeğliyorlar. Belki de en kolayı sadece bağırmak, haykırmak, küfür etmek ama asla gerçekle yüzleşmemek'tir. Zaten ülkemizde gerçekle ve yalnızca gerçekle ilgilenen kim var ki? Rüya dururken.

      Sil
  37. çok önemli değil ırklar. neticede herkes insandır. ama bu kafatasçı ırkçılar anadoluda herkesi türk yapmak için uğraştı. şimdi bakarsanız en azalı tük ırkçıları türk olmayan laz, gürcü, pomak, arap, rum, ermeni ,kürt gibi. türkçülüğü icat edenler bile türk değil, gokalp, atsız, ataturk gibi. ırkçılık en saçma düşüncedir. ama biz de bol. zaten genom haritasına bakılırsa Anadolu ırkları belli.
    http://onedio.com/haber/turkiye-nin-genetik-yapisi-ezber-bozuyor-318711

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Onlar Irk değil, Hablgroup yani çatı grupları ve yalıtılmış olarak yaşayanlar dışında tüm bölgeler karışmış çatı grubu gen haritaları oluşturur. Bilim, ırkçılığın memba’ı ve propagandacısı Avrupa'nın oyuncağı haline geldi 1800'lü yıllarda da ellerinde cetvel ülke ülke gezip kafa tası ölçüyor insanlrı hayvanların hemen üstünde bir yerlere tasnif ediyorlardı. Atatürk bizzat, Avrupalıların Anadolu'da yaşayan insanların basit bir "melez-ırk" iddialarını çürütmek için Avrupa bilim dünyasının alet, edevat ve kurallarına göre bu çalışmayı Türkiye'de yaptırmış sonuçları Avrupa cetvellerine göre "melez-ırk" tanımlamasına uymayınca Arî Avrupa’yı pek kızdırmıştı. Atatürk bu sefer onlardan aynı çalışmayı, Avrupa'nın tamamına yapmalarını ve tüm Dünya'ya yayınlamalarını isteyince şiddetli bir "Red" cevabı almıştı, yani Atatürk cevabını almıştır aslında. Ayrıca merak edenler ABD'de Kürd'lerle ilgili yapılan çalışmaya bakabilir internet'te rahatça bulabilirsiniz, Afrikadan, Asya'ya listede her gen var yalnız baskın gen Osetlerle aynı grup görünüyor. Tüm bu anlatılanlardan iki şey çıkmaz ilki "dil" ikincisi "Kültür" bunları insanlar beraber üretir baskın olan diğerlerini etkiler ama sadece karışır yok olmaz, sadece yalıtılmış kültür ve diller yok olur. Dil meselesi yalıtılmış çağlardan başlar, ortaya büyük dil grupları çıkar, bunlar birbiriyle akrabalık kurar gelişir, değişir. Aynı kökten gelen diller bazen tamamen birbirinden kopar aynı kökten geldiğini kestiremezsiniz bile. Mesela Avrupa'nın en büyük kodlamalarından birisi de Hind-Avrupa dil ailesi iddiasıdır. Bu bugün iflas etmiş olan "Arî ırk" hikayeleriyle beraber ve aynı amaç uğruna üretilmişti. Avrupalılar Hind-İran dilerinin kendi dilleri üzerindeki egemenliğini kabul etmek yerine, sözde karanlık bir çağda Avrupalılar Hind dünyasını ele geçirmiş ve onlara medeniyet öğretmişti oysa Avrupalıların yazılı tarihleri bile eskiye gitmezdi. Gerçekte olan, büyük Hind göçü ve Avrupalıların ilkel seslerine (!) kelime ve konuşma katmalarıydı. Bunu yükselen İran/Pers kültürü izledi Pers/Fars dilinden Avrupa çok etkilendi fakat sadece doğu değil Afrika'dan dahi beslendiler büyük ünvanlar aldılar taa Kenya'dan. Kendilerine bir kıta uydurdular hâlbuki Avrupa diye bir kıta yoktu Asya'nın bir parçası olmak çok zor bir şey olsa gerek. Bugün dahi kafalarında kıtalara ve milletlere göre bir sınıflandırmaları mevcuttur. Genetik çatı grupları bölgede en aktif erkeklere aittir, bazen göçebe askerler bazen yerli çiftçiler bazen rahipler (?) bunun aynısı kültür ve dil içinde geçerlidir hangisi daha derin ve zenginse o diğerini yutar. Sümer 2000 yıllık medeniyet, Akad'lar, Sümer'i yıktı, peki kim kimi yuttu. Sümer aslında tüm dünyayı yuttu, Çinden Avrupa'ya kadar çünkü çok zengindi ve tüm ilkler onlardaydı. Peki, hangi gen grubundandı? Kimi ne ilgilendirir onlar "et-kemik" olarak artık yoklar ama ürettikleri kültür bilseniz de bilmeseniz de her yerde yaşamaya devam ediyor. Batı dünyası, 1400'ün sonundan 1500'lü yıllara kadar kendilerini kültür ve din açısından beslemiş ve büyütmüş olan İbrani'leri katlettiler, göçürdüler, asıl amaçları tefeci Yahudileri kovmak değil, kültürün üreticisi, sahibi ve sebebi biziz, kimse bize bir şey öğretemez biz dikte/lütuf ederiz demek içindi. Bu yetmedi Akdeniz medeniyeti Roma'yı da yuttular oysa Roma onları ormanlardan çıkartıp ehlileştirmişti (!)
      Genetik haritalar eğer gerçeklerse ya da ilerde gerçek haritalar ortaya çıkarsa göreceğimiz tek şey hangi dede daha çok "ispenç horozu" imiş, birde merak eden olursa kendi "ispenç horozu" dedesinin tohum numarasını öğrenir. Saygılarımla.

      Sil
  38. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  39. Taaa Göktürkler döneminde Kürt sözcüğünün geçmesini nasıl açıklayacağız peki?Var mı bu konuda bir sözü olan?Yoksa yalnızca bir benzerlik mi? Bildiğim kadarıyla Kürt sözcüğünün kendisi de bugün Kürtçe olarak kabul edilen şivelerin/lehçelerin hiçbirinde yok.

    YanıtlaSil
  40. Taaa Göktürkler döneminde Kürt sözcüğünün geçmesini nasıl açıklayacağız peki?Var mı bu konuda bir sözü olan?Yoksa yalnızca bir benzerlik mi? Bildiğim kadarıyla Kürt sözcüğünün kendisi de bugün Kürtçe olarak kabul edilen şivelerin/lehçelerin hiçbirinde yok.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bahsettiğiniz “Kürt” kelimesi, MS 650'li yıllara ait Tuva Cumhuriyeti, Yedigöl bölgesinde akan Elegeş Irmağı vadisinde 1888 yılında bulunmuş olan yazıtla ilgilidir. Orhun Yazıtları’ndan yaklaşık 100-150 yıl önce yazılmışlardır. Elegeş Yazıtı olarak bilinir ve “Alp Urungu” adlı bir Türk beyinin yazıtlı mezar taşıdır. Yazıtta anlatılanlar kısaca şöyle; Otuz dokuz yaşında ölen Alp Urungu, yazıtta halkından, oğlundan, devletinden, akrabalarından, ve Türk hânından ölüm nedeni ile ayrıldığı için üzüntülerini dile getirir. Yazıtın 8. Satırında yazan; “Kürt/Kört el kan Alp Urungu altunluğ okluğumu bağladım belde, ülkem… Otuz dokuz yaşımda,” satırıdır tartışma konusu olan. Aslı şu şekildedir; “K(ö/ü)rt : L : kn : Lp : urngu” ortadaki harf hem (ö) hem de (ü) okunur fakat kullanılan “K” harfi ‘kaf’ değil ‘kef’ biçimindedir bu ortadaki harfin “Ü” okunmasını eğer “Ö” dahi olsa “Ü” sesine yakın bir ses çıkartacağı anlamına gelir. Bu ismin ardından gelen (L) harfiyle birleştirenlerde vardır ve bu şekilde bir isim olabileceğini söylerler. Yazıt, Alp Urungu adında bir kişinin ağıt’ı gibidir bu satırda; “altın okluğunu bağlar beline” ve sonra sadece “ülkem” der, sonunu da “otuz dokuz yaşımda” diye bitirir. Bu satırda “ülke”den ayrılışından dolayı duygulu, şiirsel bir üslup kullanmış yazan bu şekilde cümlenin ilk başında yazılı “Kürt il kan” yani “Kürt ilinin Kağanı” ve “ülkem” aynı cümlede birbirini tamamlıyor. Bu isimden doğrudan günümüz “Kürt/Kürd” adıyla ilişki kurulmuş olması yetersiz bilgiden kaynaklanmaktadır çünkü bu şekilde okuyan yabancılardır Malov, Radloff gibi. Yenisey nehri bölgesinde bulunan yüzlerce yazılı mezar taşları vardır bu çok ilginçtir sanki ölmek ya da gömülmek için oraya giderler. Biz Türk tarihinde başka bir “Kürt” adına daha rastlarız. Göktürkler yıkıldıktan sonra yaşanan egemenlik savaşları 8. ve 9. yüzyılarda büyük göçlere sebep olmuştu. Kimek Kağanlığı, Karluk ve Oğuz Yabguluğu birleşerek Peçenekleri Seyhun boylarından batıya sürdü, Peçeneklerde On-ogur’ları batıya günümüz Ukrayna, Moldava coğrafyasına kaydırdı. Bizans imparatoru VII. Konstantin bu çağlarda yaşananları eseri “De Administrato İmperio”ya kaydeder. Ona göre Peçenekler “Türk”leri batıya sürmüş bu savaşlar sırasında on boy olan “Türk”lerden ikisi Pers topraklarına kaçmıştır. İmparator bu halkı “Türk” adıyla anar bunlar Türktür demez. Batıya kayan sekiz boy Don nehrinden batıya doğru yayılarak yeniden organize olmuştur. Adlarını saydığı bu “Türk” boylarından birisi “Megyer” (Macar) boyuydu en güçlü boylardan birisiydi fakat asıl boy “Kabar”lardı ve Hazar aristokrasisindendi bir iç savaşta Hazar hanedanı tarafından püskürtülmüştü. Bu halkın en doğusunda, Don nehri’nin batı yakasında “Orda”nın doğusunu tutan “Kürtü/Kurtu” ve “Gyarmat/Çormat” boyları vardı. Macarlar bu ismi sadece “Kürt” diye okur. İmparatorun adından bahsettiği “Türk” halkı ‘On-ogur’lardı ve Türk olarak adlandırılmalarının sebebi Batı-Göktürk imparatorluğunu oluşturan hâkim ve Orhun yazıtlarında adı geçen On-ok’lar olmalarındandı. Büyük Macar tarihçi ve filolog Nemet Gyula 1930’larda bu on boydan Megyer yani Macar ve Nyek boyu’nun Ural boyları olduğunu diğerlerinin Türklerin Ogur kolundan 8 boy olduğunu etimolojileriyle, tarihi ilişkileriyle “Yurt Tutan Macarlar” adlı eserinde anlatır. On-ogur’lar aslında çok daha önceki yüzyıllarda kayda geçmişti. Batı Hun Devleti zamanında (ms 374-469) Ogur Türkleri’nin Beş-Ogur, Altı-Ogur, On-Ogur, Otuz-Ogur, Sar-Ogur (Ak-Ogur) gibi ulusları Karadeniz’in kuzeyinde yaşıyordu. Bu boylar tamamen Batı Hun Devleti’ne bağlıydı. Hun imparatorluğu dağılınca Ogur’lar Karadenizin kuzeyinde toplanmaya başladılar. On-ogur’ların Han’ı olan ‘Kürti/Kurtü’ hepsini birleştirerek ilk Bulgar Hanlığını kurdu (ms 630). 665 yılında ölümünden sonra Hazar Kağanlığı tarafından parçalandılar.

      Sil
    2. Bir kolu Bulgaristan-Romanya bölgesine göçüp yerli halkla yeni bir İmparatorluk kurdu bir kolu İdil/Volga nehrinin kuzeyine çıkarak daha sonra ilk Müslüman Türk devleti olacak olan “İdil-Bulgar” devletini kurdu geriye kalanlar ise Hazar Kağanlığına bağlandılar. Miladi 630 yılında İlk Bulgar Hanlığını kuran ‘Kürt/Kürti/Kurt/Kurtü’ adıyla anılan bir On-ogur hanıdır. Bizanslılar “Kurtu”, Latinler “Kvrates” eski Bulgar krallık kaydında ise “Kvrt/Kurtu” olarak kayıtlıdır ve soyu Atilla’nın oğlu “Dingizik”e bağlanır. Bu ismin kendi ismimi olduğu yoksa boyu’nun adıyla mı anıldığı hiç tartışılmamıştır. Çünkü biz o öldükten neredeyse 200 yıl sonra On-ogur boyu olarak bu ismi görürüz. Türklerde Aşiret, oymak adaları ata adlarıyla anılırken Boy isimleri ata ismiyle anılmaz. Bu ismin anlamı Türkçe “kök, kurucu” şeklindedir ve Kuman sözlüğünde de görülmektedir aynı şekilde Göktürk abidelerinde “kbrt” olarak ve aynı anlamda görülür tek fark Göktürkler (-v) harfi yerine (-b) harfi kullanmalarıdır. Türkiye’de Kuzey-Anadolu’ya dağılmış Kuman’ların torunları günümüzde dahi ailelerinin kurucu dedesine “Kurt-dede” derler ve burada “Kurt” hiçbir şekilde bilindiği anlamda değil fakat “kök, kurucu” anlamında kullanılır. Bunlara ek olarak Kaşgarlı Mahmud’un 1074’de yazdığı ve aynı zamanda Türkçe-Arabca sözlük de olan “Divanü Lügati’t Türk”te bazı Türk boylarının Kayın ağacına “Kürt/Kurt” denildiğini yazar. Ayrıca Arap coğrafyacı Mesudi Hazar-Bulgar bölgesinden bahsederken adı geçen halkardan birisi de “Nkrd” yani “On-Kurd”dur tıpkı “Başkurd” yani “Beş” ya da “Başkurd” gibi. En olarak, 1530 yılı Osmanlı Tahrir Defterlerinde de Anadolu’da “Kürt” ve “Kürti” biçiminde yazılmış aşiret adlarını “Bulgarlu” veya “Dündarlu ve Bulgarlu Taifesinde, boyundan” şeklinde kayıtlıdır. Bu aşiret adlarının Kürd ve Ekrad adlarıyla karıştırılması da şaşırtıcı değil çünkü bilmiyorlar. Bunlara eklenebilecek bir örnek de “Gürcü” adıdır. Adını Kür nehrinden alır ve eskiden İran ve Bizans kayıtlarında Kürç ve Kürz / Kürd biçiminde görülür. Bir ara Gürcü bir tarihçi Kürd’lerin Gürcü kökenli olabileceğini iddia etmiş fakat gerekli ilgiyi görmemişti.
      Tekrar başa dönersek, Kürt, Kurt isimleri Türk tarihinde mevcuttur fakat bugün de bildiğimiz Kürd ya da eski biçimiyle “Kûrdî” ile ilişkisi yoktur.

      Sil
    3. Gürcistan adına bir örnek;
      1342-48 yıllarında Cenovalı eski bir köle olan Belban’ın anlattıklarını kaydeden El-Ömerî’ye ait derlemede Gürcü adı “Kürdies” (Kurdjes) biçiminde yazılmıştır.

      [Kaynak:“Ibn Faḍl Allāh al-ʿUmarī”, (1301-1349) “Mesalek Alabsar fi Memalek Alamsar (Mesalikü’l-Ebsâr) Voyage des yeux dans les différentes contrées”, Notices et extraits des manuscripts de la Bibliothèque du Roi et autres bibliothèques, 13 çev. M. Quatremère (1838), s. 363-64.]

      Sil
  41. "Saklanan Gerçekler" isimli araştırmasında aşiretimizin büyüklerinden Dr.Mahmut Rişvanoğlu şöyle belirtiyor:

    "Üniversite yıllarımın ilk başlarında (1959-1961 arası), Kürtçe konuşan toplulukların ayrı bir ırk veya etnik bir grup olduğu hususundaki görüşlere yakınlığım olmuştu. Baba tarafım; bugün Türkiyede geniş bir sahaya yayılmış olan ‘RİŞVAN’ aşiretler ve oymaklar topluluğunun ana kollarından ‘MİKAİL OĞULLARI’ oymağına mensuptu. Bu oymağa ismini veren Mikail Bey, benim 4 gömlek öncesi atamdır. Bu topluluk Kirmanci lehçesini konuşur.

    1959 ve 1961 yılları arasında, bu hususta yazılmış bazı batılı yazarların, Erivan ekolünün ve İrandaki Nejat-ı Aryani mektebinin bazı eserlerini okumuş ve tetkik etmiştim. Fakat bu eserler ve bu husustaki araştırma yazıları beni yeteri kadar tatmin etmemişti. Aksine bir çok sorularım cevapsız kalmıştı. Çünkü, ana tarafım ’AVŞAR’ Oğuz boyundan olması sebebiyle ben, her iki aşiretin içinde yaşadım. Her iki oymağı; sosyal yapıları, sosyal yaşayışları, etnografik yapısı, an’ane ve gelenekleri, töreleri ve inançlarını yakinen bildiğim için mukayese etme imkanım olmuştu.

    Kırmanci ve Türkmence konuşan bu iki aşireti, sosyal yapıları, etnografisi, kültürleri ve inançları yönünden ilmi metodoloji ile araştırdığımda, iki toplum arasında sadece bir tek fark gördüm, o da konuşulan lehçelerinin farklı olmasıydı.

    Bu durum karşısında, kendi toplumum başta olmak üzere, “Türkmen, Kurmanç, Yörük ve Zazalar” üzerinde tarihi zaman içinde, kronolojik tarihlerini, sosyal yapılarını, kültürlerini, gelenek ve göreneklerini, etnografyasını ve konuştukları lehçelerini, ilmi metodoloji ile ve siyasi ideolojik saplantılardan uzak olarak yazılmış yerli ve yabancı araştırmacıların bu husustaki yazılarını ve eserlerini tetkik ettim. Ayrıca bizzat kendimin bu hususta pek çok çalışmam oldu.

    Güneydoğuda 4 senelik hekimlik hizmetim sırasında çok yer gezdim. Buradaki aşiretler hakkında araştırmalarım oldu. Ayrıca osmanlı devletinin boy, oymak ve aşiretlerin “tapu ve iskan defterleri” üzerinde araştırma ve tetkikler yapan tarihçi ve diğer araştırıcıların eserlerini tetkik ettim.

    Bu bakımdan “Kürt ve Zaza lehçesini” konuşan oymak ve aşiretlerin ayrı bir kültür kodu yoktur. Orta asyadan beri gelen Türk kültürünün bütün özelliklerini taşımaktadırlar.

    Bu tarihi ve sosyal hakikatin varlığına rağmen ben kırmancı konuşuyorum diye bir takım zorlamamlarla ve hayali görüntülerle, tarihi ve sosyal gerçekleri tahrip ederek veya gizleyerek batılı emperyalistlerin “yeni dünya düzeni” seneryosunun karanlık sokaklarında bana Müslüman-Türk kimliğinin dışında bana ayrı bir kimlik vermeye çalışanlar büyük bir hata, gaflet ve hatta hıyanet içindedirler. Ve tarihi gerçeklere karşı bir nevi suç işlemektedirler.

    YanıtlaSil
  42. rışvanlılar kürttür bende rışvanlıyım

    YanıtlaSil
  43. Bu konu hakkında tam bilgisi ve resmi belgesi olan varsa bana ulaşabilir mi

    YanıtlaSil
  44. Bu konu hakkında tam bilgisi ve resmi belgesi olan varsa bana ulaşabilir mi

    YanıtlaSil
  45. Ben Malatyalıyım, Türkçü görüşe sahibim. Rişvanlıların Ekrad olduğu kanaatindeyim. Ama uzun boylu bir bilgiye sahip değilim.

    YanıtlaSil
  46. Evet burda yazılanlar doğrudur. Bende adıyaman rışvan aşiretindenim ve şuda doğru ki bu aşiret Kürttür.

    YanıtlaSil
  47. Evet burda yazılanlar doğrudur. Bende adıyaman rışvan aşiretindenim ve şuda doğru ki bu aşiret Kürttür.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dündar soy adını sonradan mı aldınız?

      Sil
  48. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  49. Genel olarak yorumcuların adından bahsettikleri “REŞİ” adı ile ilgili cehaleti silecek bazı bilgiler vermek isterim. Rişvan adı aşağıda adı geçen miladi 1530 tarihli Tahrir Defterinde yoktur hatta aynı veya yakın tarihli diğer defterlerde de yoktur en azından ismin bu biçimiyle yoktur. Rişvan adının ‘Reşî’den geldiğini varsayarsak ki bunun belgelerde ispatlanması gerekir altta Ekrad/Kürdler ‘Reşî’ aşireti ile ilgili ilginç bilgiler bulacaksınız fakat Rişvan adını ‘Reşî’ye bağlayan herhangi bir belge görmüş değilim kaldı ki ‘Reşî’ adını ‘Riş/Rişi’ olarak da bulamadım. Rişvan adı daha çok Arapça Rıdvan adına benzemektedir ve Osmanlı kayıtlarında bu isim Rızvan/Risvan biçimde de kayıt edilmektedir. Yani bu isimler birbirinden farklı isimler olabilir bu yüzden Kürd olduğunu daha doğrusu Gurmançi olduğunu inatla söyleyenlerin çoğunun belirttiği “Reşî” adını temel alıp 1530 yılına dönersek gereksiz tartışmaları, Irkçılık histeri ve hezeyanlarını bir kenara bırakmış oluruz. Bilim her şeydir ve şöyle der “Doğada hiçbir şey yoktan var olmaz, vardan yok olmaz.” Irkçılık, nam-ı diğer Nazizm Irkları ortaya çıkartmaz ama Kültürleri ruhlarıyla beraber yok eder. Irkçılık aynı zamanda bulaşıcı bir vebadır ve birinden diğerine geçerek üretilmiş tüm kültür ve dilleri zehirleyerek tarihin çöplüğüne atar, isteyen istediği yolu seçebilir. Biz konumuza dönersek kayıtların özeti kısaca şöyldir;
    Amid Livasında kayıtlı Reşî cemaati, Mardin livasında sırasıyla; Reşolu oymağı, Huni [Avini ?] oymağı, Mamulu oymağı, Meşki aşireti, Musa oymagı, Sertebâbî oymağı, Sürgücü cema‘ati (Sürgücü Ekrad ‘asireti), Temri [Garas ?] oymagı, Zerzañi oymagı, Zoli Ekrad ‘aşireti cema‘ati, (bk. Evli ‘asireti) ve “Piri Bey, mir-i aşiret-i Zoli” adında Zoli aşireti beyi de kayıtlıdır. Hısn-i Keyf ve Siirt kazaları kısmında Siirt kazasında kayıtlı; Reşima [Reşî] cema‘ati, bu bölgede kayıtlı tek cemaat’tir ve Reşî aşireti ile ilgili en son kayıt Çemişkezek Livası, Ulu Kal’a (Ulu kale) nahiyesinde; Şoli-Ekrâd [Reşîlü-Ekrad] karyesi biçimindedir. Bu son kayıtta adı geçen karye/köyde ‘Şoli-Ekrâd’ yani [Reşîlü-Ekrad] adı ‘Reşî’ ve ‘Şoli’ adlarının birbiri yerine kullanıldığını gösteriyor ve Mardin Livasında kayıtlı ‘Reşolu oymağı’ ile aynı sayfada kayıtlı ‘Zoli Ekrâd aşireti cemaati’ adının ‘Şoli’ adı ile aynı olduğunu göriyoruz, buna ek olarak ‘Zoli aşireti’nin beyi’ninde adı “Piri Bey, mir-i aşiret-i Zoli” yani ‘Zoli aşireti’nin mir-i, Piri bey olarak verilmiştir. 1530 yılına ait bu defterde Reşî/Zoli/Şoli aşireti’ni Ekrâd (Kürdler) olarak, Bey’ini Mardin Livasında yerleşmiş olmak üzere aşiretin Amid, Mardin, Çemişkezek ve Siirt’te yayılmış olduğunu görmekteyiz.
    1516'dan önce Diyar-i Bekr ve Mardin'i Osmanlı adına düşüren İdris-i Bitlisî'ye destek olan aşiretlerden birisidir ve Mardin düşürülünce buraya yerleşmiş görünüyorlar.
    **
    KAYNAK:
    Defter-i Hâkânî Dizisi: IV
    998 NUMARALI MUHÂSEBE-İ VİLÂYET-İ DİYÂR-İ BEKR VE ‘ARAB VE ZÜ'L-KÂDİRİYYE DEFTERİ
    ( 937/1530 ) CİLT I,
    Âmid, Mardin, Sincar, Musul, ‘Arabkir, Ergani, Çirmük, Siverek, Kigı, Çemiskezek, Harpurt, Ruha, ‘Ana-Hit ve Deyr-Rahbe Livâları ile Hısn-i Keyf ve Si‘ird Kazâları
    ANKARA – 1998,
    KİŞİ VE CEMAAT ADLARI
    AMİD LİVASI
    - Haci Mehmed Reşî: TD 200/ 317
    - Reşî cema‘ati, Amid livası: TD 134/ 3
    - Haci-Mehmed-Reşî-i Cedid mescidi, [Amid nefs]: TD 200/ 317
    - ‘Aliyye hanesi, Mescid-i Reşî-i ‘Atik mahallesi, Amid nefs: TD 200/ 310
    - Dikini-Reşî karyesi, [Garbi-Amid nahiyesi]: TD 134/ 17
    - Haci-Mehmed-Reşî-i Cedid mescidi, [Amid nf.]: TD 200/ 317
    - Mescid-i Reşî-i ‘Atik mahallesi, Amid nf.: TD 200/ 19, 310
    - Mescid-i Reşî-i Cedid mahallesi, [Amid nf.]: TD 200/ 30
    - Reşitân [Reşikân] mezrası, Tercil nahiyesi: TD 134/ 9
    - Reşî-i ‘Atik mescidi, [Amid nf.]: TD 200/ 323
    - Reşî bostânı, [Amid nf.]: TD 200/ 310

    MARDİN LİVASI
    - Reşolu oymagı, Mardin kazası: sayfa 16

    HISN-İ KEYF VE Sİ’İRD KAZÂLARI:
    - Reşima [Reşî] cema‘ati, Siird kazası: sayfa 270

    ÇEMİŞKEZEK LİVASI:
    - Şoli-Ekrâd [Reşîlü-Ekrad] karyesi, Ulu-kal‘a nahiyesi: sayfa 166

    YanıtlaSil
  50. Diğer cemaatleri vermeden Reşi ve Rişvan aşiretlerini daha detaylı anlatmak gerekiyor;

    REŞİ CEMAATİ;

    1530 tarihli 998 numaralı Tahrir Defterinde, Mardin, Diyarbakır, Siirt ve Çemişkezek te kaydı tutulan Reşi cemaati en eski hicri 932 yani 1526 tarihli ve 134 numaralı Tahrir defteri Amid Livasında (Sancağı); “Reşî cema‘ati, Amid livası” ve “Dikini-Reşî karyesi, [Garbi-Amid nahiyesi]” biçiminde kayıtlıdır. Bu kayıtlar, eski 134 numaralı defterden, 998 numaralı deftere eklenmiştir.
    Reşi cemaati; 1536’da sadece 528 mücerred (bekâr) olarak kaydedilmişlerdir. (BOA, 181 Numaralı Tapu Tahrir Defteri, s.112-15), 1570 yılında 73 hane, 52 mücerred (bekar), 35 bennak (evli/çift), 152 nefer (kişi) kayıtlıdır (506 Numaraları Tapu Tahrir Defteri s.167-91) ve 1590 yılında 1127 hane ve 466 mücerred (bekar) kaydı vardır. (171 numaralı TKGMA, Tapu Tahrir Defteri s.132. Bu defter sancağa ait son mufassal defterdir.)

    Bu defterler ilk defterlerdir ve “Defter-i Mufassal-ı Livâ-ı A’zaz ve Ekrâd” veya “Livâ-i Ekrad ve Kilis” biçiminde geçmektedir. Kilis Sancağı Osmanlı idarî yapısı içerisinde; 1527’de Ekrâd Sancağı olarak kaydedilmiş ve İzzeddin Bey 170.000 akçe has geliriyle sancakbeyi olarak atanmıştır. 1568-74’ de Liva-i Az’az ve Kilis, 1578-88’de Liva-i Ekrâd ve Kilis olarak kayıtlarda geçmektedir. Daha önce de, Memlük döneminde Canpolat ailesi Kilis ve Com (el Cuma vadisi) bölgelerindeki konargöçerlerden sorumlu tutulmuş ve Osmanlıda olduğu gibi Ekrâd beyleri olarak muamele görmüşlerdir. Canpolat Bey’in babası Kasım Bey, Memlüklere bağlı siyasi yaşamını sürdürürken Memlük yönetimi ile ters düşmüş, onun yerine Yezidî şeyhlerinin evladından Şeyh İzzeddin’e, A’zez ve Kilis bölgesinin beyliği verilmiştir.

    RİŞVAN AŞİRETİ;

    Rişvan Aşireti 16. yüzyılda Reşi’lerden farklı olarak Malatya ve Maraş bölgesinde yaylayıp, kışlıyordu. Hicri 943, miladi 1536’da Osmanlı kayıtlarında; “316 bennak (evli/çift), 225 mücerred” (bekar) olarak (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, (943/1536) 181 numaralı Tapu Tahrir Defteri, s.221) ve Hicri 978, miladi 1570’de 310 hane, 152 mücerred (bekar) , 186 bennak (evli/çift) 462 nefer (kişi) biçiminde kaydı bulunmaktadır. (Başbakanlık Osmanlı Arşivi (978/1570) 506 numaralı TTD “Livâ-i Ekrâd” s.368-73)
    Osmanlıda, Aşiret beylerinin tayini, boyu teşkil eden grupların başındaki kethüdaların ve ihtiyarların, seçilecek şahsı, bey olarak kabul edeceklerini bildirmeleri durumunda hükümet tarafından onaylanırdı. Rişvan gibi gruplarda ise daha özel bir usul olarak padişah tarafından verilen berata gerek görülmeden kethüda, ihtiyar ve söz sahiplerinin seçtiği kişiler boy beyi olurdu. Kethüdalar da idari bakımdan bağlı oldukları boy beyi tarafından tayin edilirdi. Kethüdalar oymağın kanunen vermesi gereken vergileri has voyvoda'larına vermeyi taahhüt ederlerdi ve kefalette bulunurlardı. Eğer idarede acz veya vergi toplamada ihmalleri olursa oymak halkının şikayetleri ve has voyvoda'larının onayıyla görevden alınıp yerine başkası atanırdı.

    ”Ekrâd Taifesi” olarak adlandıran konar- göçerler için, Kilis Sancağı Kanunnamesi’nde (TKGMA., TTD.,No:171,s.8); ”…Ve Ekrâd taifesi, kıl ev ile kadimi kışlak ve yurtları olan Nahiye-i Com etrafında Halep ve Maraş Eyaletlerinde vaki olan yaylaklara kıl ev ile konar göçer, yörük makulesi (çeşidi) olduklarından...” şeklindeki ifadeyle yaşam biçimleri, Osmanlı yazıcıları tarafından tarif edilmiştir. Buna ek olarak; “nahiye-i mezburede kışlayub kalan Türkman ve Ekrad ve Gurbet taifelerinden yatak ve otlak hakkı deyyu her sürü ki üçyüz koyundur bir koyun alınur…” biçiminde de farklı göçer topluluklar görünür.
    Defterde, Ekrad, Calcîyan, Ekrad ve Calciyan Cemaati, Arab, Türkmen, Yörük, Yahudî, Bedevî ve Gurbet adında gruplar kayıtlıdır. İlginize sunulur, saygılarımla.

    YanıtlaSil
  51. Ayrıca "RİŞİ" adınında "REŞİ" adıyla değil başka bir Cemaatle bağlantılı olduğunu gösteren yine 1530 yılı kayıtlarında açık bir delil var, kayıt şöyledir;

    1530 tarihli ve 998 Numaralı;
    Muhâsebe-i Vilayet-i Diyâr-i Bekr ve ‘Arab ve Zü’l-Kadiriyye Defteri Cilt II’de;
    HISN-İ KEYF VE SİİRD KAZALARI bölümünde;
    TÛR NAHİYESİ’nde kayıtlı, muhtemel kabile adı olan;
    “RİŞİ KARYESİ” ve bu bölgede bağlı olabileceği iki cemaat’ten;
    İlki, sayfa 252’de “ÇALİKÎ CEMAATİ” ve
    İkincisi, sayfa 252 ve 258’de “MUHALLEMÎ KABÎLESİ” kayıtlı.
    Bu kayıttan anlaşılan, adını yaşadıkları Karye/Köy’e veren “RİŞİ KABİLESİ” bölgede kayıtlı “ÇALİKΔ cemaatine ya da “MUHALLEMΔ kabilesine bağlıdır, büyük ihtimal MUHALLEMÎ kabilesi de ÇALİKÎ CEMAATİ’ne bağlı olmalıdır çünkü Cemaat, Kabilelerden oluşur. Arşivlerde 1530’lu yıllarda kayıtlı “RİŞİ” adının da ayrı ve alt bir kabile adı olarak görünmesi bu isme bir ayrıcalık katıyor. Normalde REŞİ cemaat adının muadili olarak düşünülebilecekken böyle bir bağ görülmüyor. Saygılarımla.

    YanıtlaSil
  52. Malatya mutasarrifi Rişvanzade Ali beyin torunlarındanim.Besni de yaşıyorum ve Ali beyden kalan son ve tek Berat in sahibiyim.bu Berat da Erkenek nahyesindeki kendine ait köylerin hayattayken çocuklarına devretmesiyle ilgili.ilgilenen tarihçi arkadaşlar varsa iletişime geçebilir.

    YanıtlaSil
  53. Malatya mutasarrifi Rişvanzade Ali beyin torunlarındanim.Besni de yaşıyorum ve Ali beyden kalan son ve tek Berat in sahibiyim.bu Berat da Erkenek nahyesindeki kendine ait köylerin hayattayken çocuklarına devretmesiyle ilgili.ilgilenen tarihçi arkadaşlar varsa iletişime geçebilir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tapu Kadastro Müdürlüğünde, "Tapu Tahrir Defterleri"nde sahip olduğunuz "Berat" muhtemelen toprak imtiyazını gösterir padişah fermanı ile ilgili kayıtları buldurmanız gerekir. Başka bir sebepten haklarınız geri alınmadıysa mahkeme yolu ile bazı haklarınızı geri alabilirsiniz eğer şu anda elinizde değilse.

      Sil
  54. Rışvanların mamsur kolu var mı?? Varsa beyazıd Zamanında iran baskınları sonucu dersime yerleştikleri rivayet ediliyor.. Doğruysa iran baskını yapıldığında nerede ikamet ediyolardı biliginiz var mı. ??

    YanıtlaSil