8 Eylül 2011 Perşembe

RİŞVAN AŞİRETİ


                                     RİŞVAN   AŞİRETİ

       Aşiret; aynı kökten gelmiş olup birlikte yaşayan ve birlikte konup göç eden halk, oymak anlamlarına gelmektedir. Rişvan Aşireti Anadolu’daki büyük Türkmen aşiretlerinden birisidir. Geçen asırlardaki aşiret yapılarının çoğunlukla kaybolduğu günümüzde bile, Rişvan Aşireti aşiret yapısını zayıflamış olsa da sürdürmektedir.

       Rişvan Aşireti hakkındaki en eski bilgiler 16.yüzyıl başlarına ait Osmanlı tapu tahrir defterleri sayesinde mümkün olmuştur. Yavuz Sultan Selim’in Haziran 1515’te Dulkadirli Beyliği topraklarıyla birlikte Malatya, Kâhta ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman) bölgesini fethedip Osmanlı topraklarına katmasıyla, buralarda konargöçer durumda olan Rişvanların da dâhil olduğu bütün Türkmen aşiretleri Osmanlı devletinin tebaası oldular. Bölgede Osmanlılarca yapılan  ilk kayıtlara göre Rişvanlar Maraş Yörükleri ve Kara Ulus taifesi içinde yer almakta ve Oğuzların İğdir Boyundan gelmektedir (Anadolu’da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650) cilt IV, sayfa 1912-14, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 2009, Ankara).  

       Rişvan Aşireti hakkındaki  en geniş bilimsel doğru bilgiyi, kendisi de aynı aşiretten olan değerli tarihçi Doçent  Dr. Faruk Söylemez’in yayınlarından öğreniyoruz. Bu  yayınların Osmanlı Arşivlerinde 7 yıl süren bir çalışmanın ürünü  olduğu bilinmektedir. Kendisinin Rişvan’larla ilgili ilk eseri;    ‘Osmanlı Devletinde Aşiret Yönetimi, Rişvan Aşireti Örneği’ isimli, 323 sayfayı aşkın kitabıdır ki, ‘Kitapevi’ adlı yayınevi tarafından  2007 yılında İstanbul’da basılmıştır. Diğeri ise Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisinin 2002 yılındaki  12. sayısının 39-52. sayfalarında yayınlanan ‘Rişvan Aşireti’nin  Cemaat, Şahıs ve Yer Adları Üzerine Bir Değerlendirme’ isimli makalesidir. Aşağıdaki yazı büyük ölçüde bu yayınlar esas alınarak hazırlanmıştır.

       İlk tahrir 1519’da yapılarak Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki 71 numaralı tapu tahrir defterine kaydedilmiştir (Dergi). O dönemde Kâhta’da bulunan Rişvan Aşireti de bu tahrirde sayıldı. Bölgenin  Osmanlı Devletine katılmasıyla  Kâhta sancak haline getirilen Malatya’ya bağlandı. Rişvan Aşireti 16. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Maraş bölgesinde de görülmeye başladı. Mesela 1565’de Maraş’ta bulunan Türkmen cemaatleri arasında Rişvan. Aşiretinin, Bektaşlı, Çakallı, Hamidli, Rişvan Cemaatleri zikredilmiştir. 1578’de Elbistan yöresinde çıkan Şambayatlı Sahte Şah İsmail’in etrafında toplanan Türkmenler içerisinde Rişvan Aşireti mensupları da vardı. Rişvanlar 17. ve 18. yüzyıllarda ise Zülkadriye (Maraş) Beylerbeyliğinin bütün topraklarına yayıldılar.  Rişvan Aşiretinin Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri 17. ve 18. yüzyıllarda başka hiçbir Türk aşiretine nasip olmayacak yakınlıkta başlayıp devam etmiştir. Zira bu dönemlerde birçok Rişvan beyinin Maraş, Adana ve Sivas’a vali olarak atandığı, Malatya sancak beylerinden çoğunun  Rişvanzadeler’den olduğu görülmektedir (sayfa 74-56).

       Doğu Anadolu’nun en ünlü ailelerinden olan Rişvanzadeler, 1650- 1850 yılları arasında kendi bölgelerinde mutlak söz sahibi oldular.  Türkmen asıllı bu ocaktan çoğu beylerbeyi (mirimiran) rütbeli Halil Paşa, Ömer Paşa, Mehmet Paşa gibi tanınmış derebeyi paşalar gelip geçti.   Bu paşalar, beylerbeyliği merkezi olan Maraş veya sancak beyliği merkezi olan Malatya’daki saraylarında,  Besni’deki konaklarında otururlardı (sayfa 229) . Rişvanzadeler’den beylerbeyi olarak atananların ilki Halil Paşadır.1701’de Maraş Beylerbeyi olmuştur. Atandığı dönemde  bölgede eşkıyalıklarda bulunan Cihanbeyli aşiretinden bazı kişilerin bertaraf edilmesiyle uğraşmıştır  (sayfa 231). Rişvanzedeler’den son Maraş Beylerbeyi II. Süleyman Paşadır. 1841 yılına kadar Maraş’ta görevini sürdürmüş sonra Diyarbakır valiliğine atanmıştır (sayfa 284). Bütün bunlar Osmanlı Devletinin Rişvan Aşiretine büyük önem verdiği ve bu aşirete güvendiğini göstermektedir.


           Rişvan  Aşiretine Mensup Cemaatler (sayfa 20-37)

       Bu büyük aşiret birçok cemaatten oluşuyordu:

1.Ömeranlı Cemaati. An eki Farsçada çoğul ekidir. Ömeran Ömerler anlamına gelmektedir. 1519-1536 yılları tahrirlerinde Hacı Ömerli olarak kaydedilen, Rişvan Aşiretine mensup cemaatlerin ilk sırasında yer alan cemaattir. 1536’da diğer isminin Kaytanlı olduğu belirtilmiştir. Kâhta, Malatya, Adıyaman başta olmak üzere Konya, Sivas, Divriği, Alacahan, Darende,  Gürün, Antakya, Trablus, Şam’da konargöçer olarak yaşadıkları, ayrıca Tırhala Sancağı ( Bugün Yunanistan’da bulunuyor ) ile bu sancağa bağlı Yenişehir,  Çatalca kazalarında, Maraş, Kilis, Antep sancakları ve Halep eyaletinde yaşadıkları ifade edilmektedir.

2-Hıdır Soranı (Hıdır Sorlu) Cemaati. Günümüzde de Adıyaman’da oturmaktadırlar.

3-Kelleli (Gelerli/Kelerli) Cemaati.  16.yüzyılda Malatya,  Kâhta ve Adıyaman’da konargöçerken daha sonraki yıllarda Eğin, Ergani,  Antep ve Kilis’te konargöçer olarak bulundular. Günümüzde Malatya ve Adıyaman’da yaşamakta ve Gelerli olarak anılmaktadırlar.

4- Celikanlı Cemaati. 16. yüzyılda Kâhta’da konargöçer hayatı yaşamaktaydı.18.yüzyılda da Antep, Sivas’ın Alacahan ve Divriği kazalarında konargöçer olarak bulunmuşlar, 19. yüzyılda ‘Çelikanlı’ ismiyle Konya, Maraş, Kilis, İslâhiye’de konargöçer olarak yaşamışlardır. Günümüzde Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinde ve Gaziantep’in İslâhiye ilçesi ile çevresinde yoğun olarak oturmaktadırlar.

5- Mülükanlı Cemaati. 16. yüzyılın ilk yarısında Malatya ile Kâhta çevresinde konargöçer olarak bulunmuşlardır.  Aynı yüzyılın ikinci yarısından itibaren Malatya sancağı’na bağlı Hısn-ı Mansur (Adıyaman) ve Kâhta kazaları, Gelibolu sancağına bağlı İnecik kazası, Diyarbakır eyaleti ve ona bağlı Ergani kazası, Bozok sancağı, Sivas’a bağlı Divriği kazası ve Arapkir sancağı civarındaki Sarıçicek dağında bulunmuşlardır. Bugün Malatya ve çevre köylerinde bulunan Mülükanlı Cemaati için ‘ Molikanlılar’ tabiri kullanılmaktadır.

6- Mendubali( Mendollu) Cemaati.  1519’ da sadece Kâhta’da bulunurlarken daha sonra başta Malatya sancağı olmak üzere Rakka, Karaman ve Halep eyaletleri; Kilis, Birecik, Antep, Arapkir, Maraş ve Sis (Kozan) sancakları ile Rumkale, Behisni ve Antakya kazalarında konargöçer hayatı yaşamışlardır. Mendollu Cemaati halen koyunculuğu ile meşhur olup, Malatya’nın güneybatısında kendi adı ile yaylası bulunmaktadır. Diğer Türkmen aşiretlerinde olduğu gibi büyük kısmı yerleşik hayata geçmiş ve tarım ile meşguldür.

7- Zerukanlı Cemaati. 16. yüzyılda da Malatya sancağının Kâhta kazasında, konargöçer iken 18. yüzyılda başlarında Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasının Gülek karyesinde meskûndular.

8- Boğrası Cemaati. 16. yüzyılda Kâhta’da konargöçer hayatı yaşamışlardır. 1536’ daki tahrir defterinde iki kola ayrıldığı, diğer kolun Dımışklı adını aldığı görülmektedir.

9- Rumiyanlı Cemaati. 1519’ da Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman),  1536’ da Kâhta’da bulunmaktaydılar. 17. yüzyıldan itibaren Siverek, Rakka, Erzurum, Kars, Çıldır, Ahıska, Sivas, Malatya, Maraş, Amasya, Karahisar-ı Şarki, Karaman ve Aydın sancakları ile Nizip, Birecik, Tokat kazalarında konargöçer hayatı yaşamışlardır.

10- Mansur Cemaati. 1519’da Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasında bulunan bu cemaat sonraki tahrirlerde Mansurganlı olarak yazılmışlardır.

11- Rişvan Cemaati. Hısn-ı Mansur’un (Adıyaman)  köylerinde   bulunmuşlardır.

12- Çakallı Cemaati. Behisni çevresine yerleşmişlerdir.

                                    Rişvan Aşireti’ne mensup diğer oymaklar

Zaman içinde cemaatler büyümüş, her biri kendi içinde kollara ayrılarak yeni cemaatler meydana gelmiştir. Buna göre Rişvan Aşireti’ne mensup diğer oymaklardan da bahsetmek gerekmektedir.

13- Dalyanlı Cemaati.  İsmine 18. yüzyılda rastlanmaktadır. 19. yüzyılda Uzunyayla’da yaylayıp Halep taraflarında kışlamaktaydı.

14- Dımışklı Cemaati. Boğrası’nın bir koludur. 16. yüzyılda Kâhta’da sonraki yüzyıllarda Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazası, Kilis sancağı, Hüdavendigar (Bursa) sancağına tabi Gölpazarı kazasında konargöçer hayatı yaşamışlardır.

15- Hacılar Cemaati. Ağırlıklı olarak Orta Anadolu’da olmak üzere; güneyde Anamur kazasından kuzeyde Sinop sancağına, doğuda Malatya’dan batıda Kütahya ve İzmir’e, Rumeli’de Edirne ve Varna’ya kadar birçok yerde bulunmaktaydı. Cemaatin bir kısmı 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Ankara’nın Haymana kazasında oturmuşlardır. Kayseri çevresindekiler ise zamanla bugünkü Hacılar kasabasına yerleşerek buraya adlarını vermişlerdir.

16- Halikanlı Cemaati. 19. yüzyılda Konya ile Sivas arasında yaylak kışlak hayatı sürdürmekteydi. Bir kısmı Ankara Haymana’da bulunmuşlardır. Bugün Malatya’da yerleşik olarak bulunmaktadırlar.

17- Hamdanlı  Cemaati. 18. yüzyılda  Trablusşam ve Antakya’da konargöçer olarak bulunmuşlardır.
18- Hacı Musa Cemaati. Rişvan Aşireti’nin Mülükanlı Cemaatinin bir kabilesi olarak 18. yüzyılın ikinci yarısında Malatya’nın Kürne ve Kürecik nahiyelerinde oturmaktaydı.

19- Hama( Hamolu) Cemaati. Rişvan Aşireti’nin Mülükanlı Cemaatine tabi olarak bahsedilmiştir. Kışları Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman)  yazları Malatya’nın Balaban nahiyesinde yaşamaktaydı.

20- Hamitli Cemaati.  Hısn-ı Mansur’dan (Adıyaman)  Kastamonu’ya kadar bir çok sahada konargöçer olarak bulunmuşlardır. Bir kısmı Manisa’ya tabi Kırkağaç kazasının Hamitli köyünde oturmaktaydı. Bu cemaate Malkara, Akçekızanlık (şimdi Bulgaristan’da) ve Edirne gibi Rumeli şehirlerinde de rastlanmaktadır.

21- Hoşnişin Cemaati. Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazası ve  Musul eyaletinin Kerkük sancağında bulunmaktaydı.

22- Şefikanlı Cemaati. 19. yüzyılda Konya eyaletinde yaylak kışlak hayatı yaşamaktaydı.

23- Azizli ( Azizler) Cemaati. Adana eyaletine tabii Sis( Kozan) sancağında, Kütahya sancağına tabi inay kazasında, Adana sancağına tabii Bürendi kazasında, Saruhan sancağına tabi Manisa kazasında, Rakka eyaletinde(şimdi Suriye’de), Maraş ve Niğde sancaklarında, Kütahya sancağına tabi Dağardı kazasında, Paşa sancağına tabi Edirne ve Dimetoka (şimdi Yunanistan’da)  kazalarında yaşamaktaydılar.

24- Bektaşlı Cemaati: 18. yüzyılda Antep, Maraş,  Kayseri arasında konargöçer olarak bulunmuşlardır.

25- Bereketli Cemaati. Malatya sancağında bilhassa Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  çevresinde konargöçer hayatı yaşadıkları ayrıca Adana, Paşa (Rumeli’nde), Selanik sancaklarında bulundukları anlaşılmaktadır.

26- Benamlı Cemaati. Adıyaman çevresinde ayrıca Birecik, Rakka, Antep, Nizip ve Kilis yörelerinde bulunduğu ifade edilmiştir.

27- Cudikanlı Cemaati. 18. Yüzyılda da Adana’da , Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman)  konar göçerdi. Ayrıca Bozok (Yozgat) ve Sivas eyaletlerinde de bulunmaktaydı. Cemaatin bir bölümü 1847 -1848 yıllarında  Konya’nın Esbkeşan( Cihanbeyli) kazasına yerleştirilmiştir.

28- Rudikanlı Cemaati. 18. yüzyılda Hısn-ı Mansur’un (Adıyaman)  Gülek köyünde yaşıyordu. Bugün Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinin Korucak( Rutikan) köyünde oturmaktadırlar. Rişvan Aşiretine tabi Kellelü ( Gelerli) cemaatinin bir koludur.

29- Mahyanlı Cemaati. Hısn-ı Mansur’da (Adıyaman)  oturmaktaydı.

30- Belikanlı Cemaati: 18.yüzyılda  Hısn-ı  Mansur (Adıyaman), Maraş, Nizip yörelerinde konargöçer olarak bulunuyordu. 1840’ lı yıllarda bir kısmı Konya eyaleti içinde konargöçer olarak yaşıyordu.
30- Bazikli Cemaati. 1737’ de Maraş, Rumkale ve Urfa civarında konargöçer olarak yaşıyordu.

32- Dumanlı Cemaati. 1760’ ta Divriği’de 19. yüzyıl başlarında Sivas, Maraş ve Malatya arasındaki bölgede yaylayıp kışlamaktaydı. Aynı tarihlerde bir kısmı Orta Anadolu’da bulunmaktaydı. Ayrıca Rakka’dan Edirne’ye kadar farklı yerlerde görülmekteydiler.

33- Hacebanlı (Hacevanlı) Cemaati. 18. Yüzyılda ın ilk yarısında Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasında kışlamaktaydı. Bir kısmı Divriği kazasında bulunuyordu. 19. yüzyılda  Bozok (Yozgat), Kırşehir, Ankara, Haymana’da kışlamaktaydı.

34- Hacı Bereketli( Hacı Bereketoğlu) Cemaati. Bozok sancağının Çiçekdağı kazasında ve Niğde sancağında konargöçer hayatı yaşamaktaydı.
                                        
35- Hıdıranlı Cemaati: Rişvan Aşiretine tabi konargöçer Türkman Yörükanı tayfesinden sayılan Hıdıranlı Cemaatinin Teke( Antalya), Maraş, Adana, Tarsus, Sis, İçel, Kilis, Şarki Karahisar, Şam sancağı ile İçel sancağına tabi Ermenek kazası, Malatya sancağına tabi Hısn-ı Mansur kazası, Trablusşam eyaletine tabi Hasun nahiyesi, Vize sancağına tabi Çorlu kazası, Köstendil sancağına tabi Usturumca kazası (şimdi Makedonya’da), Hüdavendigar (Bursa) sancağına tabi Bergama kazası ve Rakka eyaletinde (şimdi Suriye’de)  yaşamaktaydı. Hıdıranlılar günümüzde de Adıyaman çevresinde yaşamaktadırlar.

36- Nestikamlı Cemaati. Malatya sancağının Hısn-ı Mansur (Adıyaman) kazasında konargöçer olarak hayatını sürdürmekteydi.

37- Okçuyanlı Cemaati. Bu cemaatin bir kısmı 1840’ lı yıllarda Konya eyaleti sınırları içinde, bir bölümü ise Kırşehir ve Yozgat arasındaki bölgede bulunuyordu. Bir kısmı da Hısn-ı Mansur (Adıyaman)   ve Malatya sancağında bulunmaktaydı. Cemaatin bir bölümü 1844’ de Trablusşam eyaleti ve Antakya havalesine yerleşmişlerdi.

38- Geleçorlu Cemaati. Maraş ve Malatya topraklarında yaşıyorlardı.

39- Köseyanlı( Köseli) Cemaati. Gelerli ( Kellelü) Cemaatinin bir koludur. Malatya, Besni, Samsat ve Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  kazasında konargöçer hayatı yaşamaktaydı. Günümüzde de aynı yerlerde kalabalık bir cemaat hatta aşiret olarak yaşamaktadırlar.

40- Şeyh Balanlı( Şeyh Bilanlı’ Şeyh Bulanlı) Cemaati. 19. yüzyılda Kayseri,  Yozgat arasında konargöçer hayatı yaşamaktaydı. Ayrıca Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Malatya, Maraş, Rakka, Antep sancaklarında meskûndular.

41- Terkenli Cemaati. 1830’lu yıllarda Orta Anadolu’da yaylak kışlak hayatı yaşadıkları biliniyordu.

42- Terziyanlı ( Derziyanlı) Cemaati. Hısn-ı Mansur (Adıyaman)  ve Ordu kazasında meskûndu.

43- Sevirli Cemaati: Hısn-ı Mansur (Adıyaman), Rakka, Maraş eyaletinde konargöçer olarak yaşamaktaydı.



Rişvan Aşiretinin İskânı (Yerleşmesi)
           
            İskânın Sebepleri:

1- Yerleşik Halkın Ekinlerine Zarar Verilmesi

       Rişvan Aşireti diğer Türkmen aşiretleri gibi yazlık kışlık hayatı yaşıyorlardı. Bahar geldiğinde yaylağa giderken,   koyun sürülerinin kalabalık oluşu ve geçiş yollarının darlığı gibi sebeplerle, yol üzerinde bulunan köylerin ekinlerine ister istemez zarar veriyorlardı. Bu da konargöçerlerle yerleşik halk arasında çatışmalara yol açmaktaydı. İç huzuru bozan bu olaylar karşısında yöneticiler çareyi konargöçerleri yerleştirmede (iskân etmede) buluyorlardı.

       Rişvan Aşireti zamanla büyüyünce Malatya – Adıyaman – Maraş dışına da yayıldı. 1800’li yıllarda Rişvan ve Afşar aşiretlerinin bir kısmı Konya, Ankara ve Bozok (Yozgat)  taraflarında kışlayıp, buraya uzak bir mesafede bulunan Uzunyayla’da (Maraş, Kayseri, Sivas, Malatya arasında) yaylamaktaydılar. Yaylaya giderken halkın ekinlerine zara verilmekte, köylülerin ürünleri hayvanlara yedirilmekteydi. Bunun üzerine Ankara valisi Vecihi Mehmet Paşa 15 Temmuz 1849 (24 Şaban 1265) tarihinde başkent İstanbul’a yazdığı bir yazıda, tarımla uğraşan halkın rahat ve huzurunun sağlanması için adı geçen aşiretlerin bir an önce iskân edilmelerinin gerekli olduğunu ifade ediyordu (sayfa 163).
      
       Zaten daha önceden (1846–1847 yıllarında) Konya yöresindeki Rişvan aşiretinin Nasırlı Cemaati’nden 125 hane, Şefikanlı Cemaati’nden 110 hane,  Cudikanlı Cemaati’nden 50 hane, 1847–1848 yıllarında Çelikanlı Cemaati’nden 100 hane,  Şefikanlı Cemaati’nden 33 hane, Ömeranlı Cemaati’nden 30 hane, İlhanlı Cemaati’nden 25 hane ve Mülükanlı Cemaati’nden 10 hane iskân edilmişlerdi. Vecihi Mehmet Paşanın yazısı her halde konargöçerliğe devam eden diğer aşiret mensuplarının da yerleştirilmesi için yazılmıştır (sayfa 164).

       2002 yılında yayınlanmış, Cihanbeyli’yi tanıtan bir kitapta, bölgedeki Rişvan cemaatleri ve yerleştikleri yerler şöyle belirtilmiştir:
Nasırlı: Yeniceoba, Karagedik, Burunsuz, Kuşca
Halikan: Gölyazı, Yapalı, Karacadağ
Ömeran: Tavşançalı, Beşkardeş, Çöpler, Altılar, Tavlıören, Zincirlikuyu
Sevkan: Bulduk, Kerpiç, Güzelyayla, Celep, Gürdoğan
Celikan: Kütükuşağı, Atkafası, Kırkpınar, Hisar
Molikan: Kırkışla
Bilikan: Şereflikoçhisar, Bala
Şıkban: Çiçekdağı, Kırşehir
Mifkan: Kırşehir
Bereketan: Çiçekdağı
Cütkan: Cihanbeyli, Kulu
Mihina Okçiyan: Karacadağ, Tavşançalı, Yerköy ( Flamingo ve Tuz Diyarı Cihanbeyli, 2002, sayfa 8)

       Rişvan aşiretinin Hamidli ve Hacılar adlarını taşıyan iki Yörük cemaatinden, Hamidli Cemaati’nin Malatya’nın Hısn-ı Mansur kazasından başlayarak Rakka (bugün Suriye’de bulunuyor.), Adana, Tarsus, İçel, Alâiye (Alanya), Teke (Antalya), Amasya, Boyabat (Sinop), Kastamonu, Kete(Hüdavendigar), Rumeli’de Akçakızanlık (Bugün Bulgaristan’da) olmak üzere geniş bir alana yayıldığı anlaşılmaktadır. Çok erken tarihlerden itibaren Batı Anadolu ve Rumeli’de yerleşik hale geldikleri görülmektedir. Nitekim Hamidli Cemaati’nin adını almış köylere Manisa’nın Kırkağaç kazasında, İzmir’de, Trakya’da, Malkara’da, Akçakızanlık’ta, Edirne’de, Kastamonu’da rastlaması, bu cemaatin buralara yerleştirildiğini göstermektedir (sayfa 164).
           
       Rişvan’ın Hacılar Cemaatinin de yine Malatya’dan Rumeli’ye, Sinop’tan İçel’e kadar geniş bir alanda yaşadığı anlaşılmaktadır. Batı Anadolu’da İzmir’de, Orta Anadolu’da Kayseri’de, Rumeli’de Edirne ve Silistre sancağına tabi Varna’da (bugün Bulgaristan’da) Hacılar cemaatine rastlanmaktadır (sayfa 164-165).

            2- Bazı Aşiret Mensuplarının eşkıyalıkları

       O dönemde Rişvan aşireti gibi pek çok aşiretin, bazı mensuplarının, yerleşik köylülere ve yolculara saldırıp mal, eşya ve paralarını gasp ettikleri bilinmektedir. Mesela Rişvan’ın Bektaşlı Cemaati eskiden beri eşkıyalığı ile ün yapmıştı. Bu cemaatin Afşar ve Kılıçlı aşiretleri ile birlikte halka zarar vermesi sebebiyle hükümet Maraş Beylerbeyi Rişvanzade Süleyman Paşa’dan bunları Rakka’ya sürerek yerleştirilmelerini istemişti. (Sayfa 165-166)
      
       Orta Anadolu’daki konargöçer Rişvan Aşiretinin yerleştirilmelerinin bir gerekçesi olarak, Ankara Valisi Vecihi Mehmet Paşa’nın 16 Şubat 1849 (23 Rebiyülevvel 1265) tarihli yazısında, bazı aşiret mensuplarının hırsızlık, adam öldürme ve ırza dokunma gibi eylemleri ileri sürülmüştür. Vecihi Mehmet Paşaya göre bölgenin en büyük aşireti olan Rişvan yerleştirilerek itaat altına alınırsa, bölgede yaşayan Cihanbeyli ve Afşar aşiretlerinin de boyun eğmesi mümkün olacaktır. Böylece Rişvan Aşiretinin bazı oymakları Ankara ve Bozok (Yozgat) sancakları kazalarından Akdağ, Karahisar-ı Behramşah, Sorgun, Kızılkoca, Süleymanlı, Selmanlı, Konur, Budaközü, Keskin gibi uygun kazalar ile Balâ kasabasına yerleştirilmişlerdir.(Sayfa 167-168)

       Rişvan Aşiretinin Belikanlı Cemaatinden Akdağ kazasının Çayırşeyh yaylasında konargöçer hayatı yaşayan 27 hanenin başında eşkıyalığı ile meşhur Sülü (Sülo) isimli bir kişi vardı. Yaylanın eşkıya yatağı olması üzerine bunlar buradan kaldırılıp Haymana Ovasına iskân edildi. Haymana civarındaki belli başlı Rişvan köyleri Karagedik, Güzelyayla, Kerpiç ve Bumsuz’dur (sayfa 168-169).          
           
       Eşkıyalık bazen kendi aşiret mensuplarına karşı da yapılıyordu. Mesela 27 Ocak 1706 da (12 Şevval 1117) Rakka valisine gönderilen bir yazıda; .Hısn-ı Mansur kazasına tabi Rişvan Aşiretinden 16 kişinin boy beylik ve torunluk iddiasıyla,  kendi akrabalarının mallarını zorla aldıkları, bunların Rakka’ya yerleştirilerek şerlerinin defedilmesi emrediliyordu (sayfa 169).
           
       1841–1842 yıllarında  Rişvan Aşiretinin Mülükanlı Cemaati ile diğer bir kısım oymakları, Bozok Sancağı köyleri ile Mamalı ve Süleymanlı kazalarına yerleştirildi. Rişvan Aşiretinin Hacebanlı Cemaati kışlakları olan Küre Dağından kaldırılarak Haymana’ya iskân edildi(sayfa 169).
           
       19. yüzyılın 2. yarısında Osmanlı Devleti’nin yaptığı en kapsamlı iskânlardan birisi 1865 yılında Derviş ve Cevdet paşaların “Fırka-i İslâhiye” adlı bir tümen askerle yaptırdıkları iskândır. Bu çerçevede Rişvan Aşiretinden Çelikanlı Cemaati ve Delikanlılar, Maraş’ı Amik Ovasına bağlayan Dumdum ovasına yerleştirildi. Bölgede bir kaza kuruldu. Adına İslâhiye dendi. İslâhiye kazası Maraş sancağına bağlandı. Altıntop isimli yere, aynı adlı bir köy kurularak Delikanlı Cemaatinden 120 hane buraya yerleştirildi. Aynı ovada Gümüştepe ve Selimdede adlarında da iki yeni köy kurularak Delikanlı Cemaati ve Rişvan Aşiretine tabi Çelikanlı Cemaatinden 100er hane oturtuldu. Ayrıca Çelikanlı Cemaatinden 100 hane Örtülü Peykâr köyüne, 125 hane Arpalı Höyüğü isimli yeni kurulan köylere yerleştirildi (sayfa 170,171,185,186).


            3- İskânın diğer sebepleri

       Konargöçer aşiretlerin yerleştirildikleri yerler ihtiyaçlarını karşılamıyor ise bir kısmı boş bulunan köylere veya yeni kurulan köylere yerleştirilmişlerdir. Mesela Ankara Valisi, Kayseri Sancağının Zamantı kazasına tabi köylerde oturan Rişvan Aşiretinin yerlerinin dar olması sebebiyle bir kısmının boş köylere yerleştirildiğini, geri kalanlarının ise yeni köylerde iskân edildiğini 6 Ekim 1853 (3 Muharrem 1270) tarihli bir yazıyla İstanbul’a bildirdi (sayfa 171).

       Devlet iskânı kolaylaştırmak için barınacakları evler, ziraat yapmaları için öküz, tohum, çift aletleri, vergi muafiyeti gibi yollara da başvuruyordu (sayfa 183-184).
           
       Besni’nin yukarı Nasırlı, Çakallı, Köseli ve Köseceli köylerini Rişvan Aşiretinin aynı adlı cemaatlerinin kurduğu görülmektedir. Adıyaman’ın Çelikhan ilçesinin adı da Rişvan Aşiretinin Çelikanlı Cemaatinden gelmektedir.

       Aşiretler her zaman devlet tarafından yerleştirilmemiş, büyük oranda da kendiliğinden yerleşmişlerdir. Mesela 1677’ de Rişvanzade İbrahim Bey beraberindeki 800 hane ile Hısn-ı Mansur kasabası ve köylerine cebren yerleşmişlerdi (sayfa 193).
           
       Yerleşme işi 1560’ lı yıllarda bile görülmektedir. Kahta’nın Pağnik nahiyesinin Zerni Köyü,  Turuş  nahiyesinin  Fahrettin karyesi, Hısn-i Mansur kazasının  Yılkan,  Çerçiyan, Ağdere, Gerani, Hoşter-i Küçük, Güyez, Eğdir, Tuşbudak, Numan köyleri, ve bölgediki Genedolu, Kozkenar, Hertut, İncirlü, Korkmaz, Günez, Güllük, Til, Alitaş, Turali Burcu, Çakal, Gülbaharı, Keferkeros, Akpınar, Vakıf, Kuyucak, Kepirli, Tahnalu, Meşhedi, Kargılyüce, İnabluca, Boşviranı mezralarında ziraatla uğraşan Rişvan Aşireti mensupları vardı (sayfa 193-199).
  
      Rişvan Aşiretinin iskânı sadece köylere değil şehirlere de oluyordu.  Rişvan Aşiretinden bazılarının 1760–1770 yıllarında Antep’te oturdukları bilinmektedir (sayfa 196). Çelikanlı Cemaatinin bir bölümü kendi rızaları ile Maraş merkez kazasına yerleşmişlerdi (197). Günümüzde Malatya’nın birkaç mahallesinde Köseli oymağı mensupları oturmaktadır (sayfa 198).  

      1850–1851 yıllarında Orta Anadolu’da meskûn Rişvan ve Afşar aşiretleri Ankara, Amasya, Bozok, Çorum, Çankırı, Sivas, Kayseri sancaklarının kazalarına iskân edilmişlerdir. Bir kısmı Hısn-ı Mansur kazasının merkez Eskisaray mahallesinde meskûndular (199).
Rişvan Aşiretine tabi cemaatler Osmanlı Devletinin  Rumeli topraklarına gittikleri gibi Anadolu’nun güneyine, bugünki Suriye Topraklarına kadar da yayılmışlardı. Bugün Suriye de özellikle Halep Bölgesinde Rişvan Aşiretine mensup cemaatler  yaşamakta ve bunların tamamı  da Türkçe konuşmaktadır  (sayfa 200)ve (16.Yüzyılda Kilis Urfa Adıyaman ve Çevresinde Cemaatler Oymaklar. Prof.Dr. Mustafa Öztürk.  Fırat Üniversitesi Ortadoğu Araştırma Merkezi Yayınları No:7, Elazığ 2004, sayfa:17). 

Rişvan Aşiretinin Yaylak-Kışlak Hayatı
           
       Türkler, Orta Asya’da kurdukları Hun Devletinden günümüze kadar yaylak kışlak hayatını devam ettirmektedirler. Anadolu’daki Türk konargöçerleri de belli bir kışlak ve belli bir yaylak arasında konup göçüyorlardı.
      
       Rişvan Aşiretinin Osmanlı Tahrir Defterlerinde tespit edilen ilk kışlakları, 16. yüzyılın ikinci yarısına kadar Malatya Sancağın Kahta kazası, yaylağı ise aynı sancağın Behisni kazasının Subadra nahiyesine tabi Sürgü karyesi ile Kahta kazasına tabi Pağnik nahiyesinin Bulam karyesi arasındaki yaylalardı (sayfa 203-4). 16.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Suriye çöllerini kışlak olarak kullandılar. 18. yüzyıl başlarında Rişvan Aşiretine mensup bazı cemaatlerin Adıyaman ve Urfa yörelerinde kışladığı, Malatya yakınlarındaki Akçadağ’da yayladığı görüldü.

       18. yüzyılın ilk yarısında Rişvan Aşiretinin  Rudikanlı Cemaati Hısn-ı Mansura tabi Gülek karyesinde, Rumiyanlı Cemaatinin Hısn-ı Mansur’un Karahöyük köyünde meskun olduğu bilinmektedir (sayfa 205). 18. yüzyılın sonlarında Rişvan Aşiretinin Mülükanlı Cemaati Beydağında yaylarken, Mülükanlının  Hacı Musa Kabilesi Kürne ve Kürecik nahiyelerinde, Hamo kabilesi ile Gelerli Cemaati ise, birlikte Balaban  Nahiyesinde yaylıyorlardı (sayfa 205).

       1756’dan itibaren bir kısım Rişvan Aşireti mensubu Sivas’a tabi Divriği kazasındaki yaylaklara gitmeye başladı. Bunlar arasında Rişvan Aşiretinin Dalyanlı ve Ömeranlı Cemaatleri, bölgedeki Sarıçiçek yaylasına giden Mülükanlı Cemaatinin Musa Kethüda aşireti sayılabilir (sayfa 205-206).
           
       1821 yılında Rişvan Aşiretinin  Bozok, Kırşehir, Ankara ve Haymanayı kışlak olarak kullandığı görülmektedir ( sayfa 207). Rişvan Aşiretinin  Şefikanlı, Cudikanlı, Nasırlı ve Hacılar Cemaatlerinin 1847-1848 yıllarında kışlakları Konya’nın  Esbkeşan  (Cihanbeyli) kazası  idi. Kışın Konya’nın Paşadağı bölgesinde kışlıyor, Uzunyayla’da (Sivas-Maraş-Kayseri, Malatya arası) yaylıyorlardı. (sayfa 207).  Rişvan Aşiretinin  Çelikanlı, Rumiyanlı, Hamidli ve Dalyanlı’nın kışlakları XIX yüzyılın ilk yarısında Maraş ve Halep eyaleti tarafları idi.

       Ankara Valisi  Vecihi Mehmet Paşa‘nın 24 Şaban 1265 ( 15 Temmuz 1849) bir yazısına göre bölgedeki  Rişvan Aşiretinin Ankara Budaközü  Köyünde, Kırşehir sancağına bağlı Çiçekdağı’nda, Aksaray sancağına bağlı  Kağamhisar kazasının Kemiklikuyu mevkiinde, Bozok sancağına bağlı  Sorgun kazasının Bankı isimli yerinde, büyük kısmının ise Konya ovasında  kışladığı belirtilmektedir (sayfa 210).

       Sonuç olarak Rişvan Aşiretinin 16. yüzyılın ilk yarısında  Kâhta kışlığı ile Sürgü yaylası arasında konup göçtüğü, ikinci yarısında ise Zülkadriye ( Maraş) eyaleti topraklarında yaylayıp, Suriye’de kışladığı görülmektedir. 17 ve 18. yüzyıllar Sivas eyaleti toprağı olan Uzunyayla’da yayladığı, 19. yüzyıl ise önceki yaylak ve kışlaklarının yanı sıra Orta Anadolu ‘ya yayıldıkları dönemdir. Yoğun olarak Sivas, Yozgat, Kayseri, Kırşehir, Çankırı, Ankara ve Konya çevrelerinde yaylayıp kışlamaktaydılar. Bu arada Batı Anadolu ve Rumeli’ye kadar gittikleri ve aralarda yurt tutup konargöçer hayat sürdükleri de kayıtlardan anlaşılmaktadır (sayfa 212).

                                             Rişvan Aşiretinde Sosyal Yapı

       Bir Türkmen aşireti olan Rişvan Aşiretinin diğer Türkmen aşiretlerinden farkı, yüzyıllar boyunca beylerbeyliği, sancak beyliği, mutasarrıflık ve kaymakamlık gibi Osmanlı Devleti’nin yüksek idari görevlerinde bulunan idareciler yetiştirmiş olmasıdır (sayfa 214).

       Sosyal yapı bakımından konargöçerlerin en üst birimi boy veya taife idi. Bir boy sayısı 10-30 veya daha fazla cemaatten oluşmaktaydı. Boy, boyu oluşturan cemaatlerden birisinin önde gelen bir ailesinin idaresinde bulunurdu. Bu kimseye ‘boy beyi’ denirdi. Eski Türk geleneklerine göre  Rişvan gibi bazı teşekküllerde boy beyi, boyun önde gelenleri  ( kethüda, ihtiyar ve söz sahipleri gibi) tarafından seçimle tayin ediliyordu. Bu durum yönetici halk ilişkilerinin daha sağlıklı olmasını sağlıyordu (sayfa 215).

       Halkın kendi iradesi ile seçmediği bir kişinin aşirete beylik yapması tasvip edilmiyordu (sayfa 216). Rişvan Aşireti halkı boy beylerine  son derece bağlı olduğu için aşiret düzenini koruyordu (sayfa 218).

       Boyu oluşturan cemaatler 10 ile 100 veya daha fazla haneden oluşuyordu. Bir cemaatin idarecisi ise o cemaat içinde seçkinleşmiş olan bir ailenin reisi idi. Bu kimselere kethüda denilmekteydi. Kethüdalık ırsi bir müesseseydi (sayfa 221).

       Hükümetin aşiret nezdindeki temsilcisine ise voyvoda deniyordu. ‘Türkmen voyvodası’ veya ‘ Türkmen ağası ‘ olarak adlandırılan bu kişiler vergileri toplama ve asayişi sağlamakla görevliydi (sayfa 219).

       Rişvan Aşiretine tabi oymaklar bulundukları sahalarda koyunculuğun yanı sıra  devlette çeşitli hizmetlerde de bulunmuşlardır. Madenlere kömür taşıyıcılığı, şahin yetiştiriciliği, ok yapımı, kürecilik bunlardan bazılarıdır (sayfa 287).

       17. yüzyıl sonlarından itibaren devlet özellikle Rusya ve İran’a karşı giriştiği seferlerde diğer Türk aşiretlerinin yanı sıra Rişvan Aşiretinden de asker temin ediyordu. Aşiret kuvvetleri isyanların bastırılmasında da kullanılıyordu (sayfa 288).

       Rişvan Aşiretinden bazı oymakların veya bu oymaklar mensup bir kısım şahısların muhtelif yerlerde adam öldürme, kervan soyma, yağmalama, hırsızlık ve yerleşik halkın ekinlerini yayma gibi konum ve nizamlara aykırı davranışlarda bulundukları bilinmektedir. Ancak Rişvan Aşireti hiçbir dönemde devlete karşı isyana kalkışmadığı gibi, bir isyanın içinde de yer almamıştır. Bu anlamda Osmanlı Devleti yöneticileri ile aralarında ekseri bir işbirliği ve dayanışma olduğu görülmektedir (288). Rişvan Aşireti’ne mensup beyler asırlarca Osmanlı Devleti’nde üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunmuşlardı (sayfa 289).



             RİŞVAN AŞİRETİ’NİN CEMAAT, ŞAHIS VE YER ADLARI ÜZERİNE                              
                                              BİR DEĞERLENDİRME

Aşağıdaki yazı  esas olarak değerli tarihçi Doçent  Dr. Faruk Söylemez’in Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisinin 2002 yılındaki  12. sayısının 39-52. sayfalarında yayınlanan ‘Rişvan Aşireti’nin  Cemaat, Şahıs ve Yer Adları Üzerine Bir Değerlendirme’isimli makalesine dayanmaktadır.

        Yavuz Sultan Selim 1515’de Dulkadirli Beyliği yıkarak bölgeyi  Osmanlı Devletine kattı. Bölgeyle ilgili ilk kayıtlar; Yavuz Sultan Selim dönemine ait Malatya Sancağına bağlı, Behinsi, Kahta, Gerger, ve Hısn-ı Mansur kazalarının mufassal kayıtlarını içeren 1519 tarihli ve Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki 71 numaralı tapu tahrir defteri ile Kanun Sultan Süleyman zamanında yazılmış 1524 tarihli ve 123 numaralı defterle, 1532 tarihli ve 181 numaralı defterlerdedir.
            Bu defterlerde yer alan Rişvan konar-göçer aşireti cemaatlerine mensup şahıs isimlerine bakıldığında genelde Türkçe isimler olduğu görülmektedir. ‘ Doğan, Okçu, Bayındır, Korkmaz, Köse, Tatar, Mintaş, Tuman, Bayram, Mendol, Kaya, Küplü, Öztemür, Gülek, Başak, Karaca, Kunduz, Banu, Karaman, Menteş, Orhan, Pars, Boğa, Sarım, Cengiz, Paralu, Sancar, Ayas, Budak, Çoban, Çelikan, Satı, Gürol ’ bunlardan bazılarıdır. Ayrıca İslamiyetle giren isimlerden Ömer, Ali, Bekir, Yusuf v.b. isimlere de çokça rastlanmaktadır. Rişvanların oturduğu bölge Osmanlılardan önce Dulkadir Oğulları Beyliğini ait olduğu için,  Dulkadirli bey ve şehzadelerine ait Zülkadir, Zeynettin, Karaca, Halil, Budak, Şahruh gibi isimlerin Rişvan Aşireti içinde yaygın olduğu dikkati çekmektedir.
            Rişvan Aşireti’de  adların başına konan sıfatların da Türkçe olduğu görülmektedir. Bunlardan yaygın olarak kullanılanlar “Kara” ve “Köse” sıfatlarıdır. “Kara Hasan”, “Köse Ömer” gibi. Ayrıca “Koç”, “Sarı” sıfatı da kullanılmıştır. “Koç Mehmet”, “Sarı Yusuf “ gibi.
            Rişvan Aşireti’nin kullandığı yayla, oturdukları mezra ve köy isimlerine bakıldığında ise “Sürgü, Göktepe, Kale, Unluyurt, Kazıyurdu, Çatalpınar, Heftoluk (Yedioluk) , Aşıpınar, Mendol, Kozkenar, Incurlu, Korkmaz, Günez, Güllük, Turali Burcu, Çakal, Gül Bahar, Akpınar, Kuyucak, Kepirli, Kargılyüce, Köprülü, Inabluca, Eğdir, Taşbudak, İki dam, Hacılar, Bektaşlı, Dumanlı, Köseuşağı, Köseler, Köseceli, Kösyanlı, Köseli, Çakallıçullu, Çakal, Çakallı, Çelikhan gibi isimlerle karşılaşılmaktadır. Bu yer adları buraları adlandıran aşiretin o dönemdeki dilleri ve kültür durumları hakkında bir fikir vermektedir.
           Yavuz Sultan Selim’in 1515’de Dulkadirli Beyliği yıkarak bölgeyi  Osmanlı Devletine katmasından yaklaşık 150 yıl sonra Evliya Çelebi de, bölge ahalisinin Türkmen olduğunu belirtmiştir ( Evliya Çelebi Seyahatnamesi Yapı Kredi Yayınları 1999, Cilt:3 ,sayfa 101 ).

            Rişvan Aşireti, diğer bazı Türk boy ve aşiretleri gibi Arap ve Fars kültürünün etkisinde kalmıştır. Aşiretin yaşadığı bölgede Arap kültürünün yayılması idari  ( Osmanlıdan önce bölgede Abbasi, Memluk devletleri gibi Arap kültürünün hakim olduğu devletlerin  bulunması ve coğrafi (Arap halkının yaşadığı bölgelere yakınlığı gibi) sebeplere bağlıdır.
            Fars kültürünün bölgeye tesiri ise özellikle Şah İsmail’in Safevi Devletinin  başına geçtiği XVI yüzyıl başlarından itibaren yoğunluk kazanmıştır. Şah İsmail devletinin sınırlarına yakın olan  Doğu ve Güney Anadolu’daki Türkmenler arasında taraftar kazanmak amacıyla faaliyetlerde bulunmuştur. Bu durum bölgede Fars kültürünün yayılmasına yol açmıştır. Bu değişme Türkçe, Arapça, Farsça karışımı bir dille konuşma şeklinde görülmektedir.  Bu dil günümüzde Gurmançça olarak bilinmektedir. Gurmançça’yı  bazı dil bilim adamları Doğu Anadolu Osmanlıcası olarak nitelenmektedir.



18 yorum:

  1. Yukarıda rişvan olduğu iddia edilen 43 reşvan aşireti içinde etimolojik olarak okçuyan haricinde bir tane Türkçe(öz Türkçe) isim var mı yok ..aşiretin ana ismide reşvan yani öz kürtçe üstelik bütün boyları kürtçe an eki almış durumda bu isimler 500 yıllık arşivlerdede aynı değişmemiş.. sorarım size 16. yüzyıl tahriri defterlerini inceleyin avşarlar beydillier hepsinini alt aşiretlerini inceleyin reşvan hariç bu türkmen aşiretlerinde kürtçe an eki yokdur..kimliğimiz açıkça.. ortada zaten 40 boyu ile dev bir aşiret üstelik 800 yıl fıratın batısında Türk dilive kültürünün hakim olduğu coğrayyada yaşayacak 40 boyuyla bila istisna kürd olacak afedersiniz ama bırakın mantıklı bir tarihçiyi deli bile bu saçmalığa inanmaz...

    YanıtlaSil
  2. Antep ve havalisinde son 200 yıla kadar yarıgöçebe olan yerleşik hayata bile geçmemiş ve dağınık vaziyette bulunan bu 30-40 boyu hangi kürd aşireti asimile etti reşvanı asimile eden kürd aşiretinin ismini verebilirmisiniz!!!!!Reşvanı kaldırın bu coğrafyada kürd kalmaz....arşivlerden 1000 tane delil getirseniz...bu asimilasyon masalı yine inandırıcı olamaz kaldıki bütün arşivlerde hem reşvan hemde bahsettiğininz bu alt boylar EKRAD(yani kürd) olarak gösterilir...(arşiv memurlarının birkaç hatası dışında) Reşvan aşiretinin ismi Eyyubilere kadar uzanır..araştırınız!!!

    YanıtlaSil
  3. Cevdet Türkay AŞİRETLER VE OYMAKLAR kitabında 6 yerde rişvan ismi geçer 6 sın da da EKRAD TAİFESİ nden gösterilir..keza alt aşiretlerde öyle Halacoğlu yeni olarak Cevdet Türkay dan farklı ne bulduki bu açıkça aşiretin kürd olduğunu ifade eden arşivlerdeki belgeleri görmezden geliyor...hemen söyleyeyim Halacoğluna göre EKRAD demek konar göçer demekmiş!!!! ancak bu saçmalıkla çıkış yolu buluyor aksi takdirde o da arşivlerde reşvanın kürd olduğunu itiraf etmek zoruna kalacak...

    YanıtlaSil
  4. ben bilikanliyim ve musluyum kurmanci konusuyorum

    YanıtlaSil
  5. Saptırılmış yalan yanlış bilgiler başka bişey deil.. Evet kürt aşiret ve evet 19.yy sonuna kadar osmanlı yönetiminin yakınında durdular.. Kesin bir şey var bu insanlar beraber yaşayarak deil aynı soydan gelerek aşiret oldular ve senin cemaat dediğin ayrı ayrı birer aşiret ama birbirleriyle bağları devam etmekte... En önemlilerinden mamurekten hiç bahsetmeden araştırma yaptığını mı iddia ediyorsun.. Ve eyübilerle bağlantı kuran arkadaş hiç alakası yok abbasiler desen ayakta alkışlardım..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kardeşim ibni kesir in el bidaye vel nihaye kitabında ebul Baharır Reşvan El KÜRDİ isminde EYYUBİLERİN kumandanı bir kişiden bahseder..Reşvaın tarihi Eeyyubiler kadar gider...Üstelik bu belge 800 yıl evvel bile reşvanın kürd olarak meşhur olduğunu ortaya koyar...

      Sil
  6. :)))) yemin len çok komiksiniz mhp bile kürtlerin varlığı nı kürtçenin varlığını kabul ederken siz kafatasçılar neyi amaçlıyorsunuz aşiretin başındaki adam mir mehmet dengir fırat adam ben kürdüm diyor rişvanlar türktür diyen halaçoğluna da ağzının payını verdi..ikinci nokta kara ömer falan filan gibi türkçe isimler kullanırlar demişsiniz be hey faşistler reş kelimesi ne zamandan beri kara oldu..aşiretin ileri gelenleri aşiretlerinin nişanı olsun diye isimlerinin sonuna reş ekini getirirler.. ayrıca ercan arkadaş ben de teşikanım yani teşi aşiretindenim bizim reşilerle bağımız kan yoluyla değil biat yoluyladır ama mamurekler teşiler mamsurler aynı atadan 4 kardeşten gelme aşiretlerdir

    YanıtlaSil
  7. yahu asiret ris van ismi kürtce dilim kürtce ne türkmeni utanmazlar !!! biz KÜRDÜZ ölene kadar

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Bu linkten Rişvan Aşireti ile ilgili orjinal fermanları içermektedir

    YanıtlaSil
  10. https://drive.google.com/file/d/0B9--N9Nvx-_rcTJyeVhPbzV4bWM/edit?usp=sharing

    YanıtlaSil
  11. Bizde konya kuludayiz ve omara kolundaniz ve kürtçe konuşuyoruz turkmenmis peh en son kizilderileri türk yaptınız sıra gizemi geldi

    YanıtlaSil
  12. bize gaziantepte çalıklar derler bizde rişvan aşireti mensubundan gelmekteyiz

    YanıtlaSil
  13. Ben Eskişehirliyim Dedelerimiz Horasandan Urfa Siverek Yöresine Yerleşmişler Daha Sonra Cesitli Yerlere İskan Olmuslar Daha Önceleri Aşiret İken Cumhuriyetten Sonra Aşiret Yapısı Bozulmus Aileler Birbirinden Kopmustur.Dedelerimiz Köyümüze 1850 - 1900 Yıllları arasında yerleşmişlerdir Bizlere Köyümüzde Muhaplar Derler Karakeçililerdeniz Köyümüzde Rişvan Aşireti Mensuplarıda Yasamaktadır Bu İki Aşiret Birbirine Akrabadır Ve Hepsi Kayı Boyundan Geldiğini Ve Osmanlının Kurucu Aşiretleri Oldugunu Söylerler Sima Olarak Konyadaki ve Dogudaki Akrabalarımıza Benzeriz Aşağı Yukarı Gelenek VE Göreneklerimiz Aynıdr. Allah (c.c) Türküde Kürdüde Korusun Ve Birbirinden Ayırmasın AMİN....

    YanıtlaSil
  14. Reşvanlılar, Turan dünyasının, Oğuz Türkmen boylarındandır. Kürtçü arkadaşlar, Rişvanlılar, Bulgaristan deli ormanda bile halen yaşıyorlar. Bir sosyolojik yığın, cemaat yada aşiret, kök itibari ile başkaca bir topluluk ve öz kültürden gelebilir. Ancak belli bir süreç sonunda, başkaca lehçe yada dil kullanırlar. Örneğin, Tacikler Türk kökenli olmasına rağmen 1000'li yıllardan sonra milletleşirken, her anlamda, Farslaşmışlardır. Aslen Karluk Türkleri olduğunu 7 cihan kabul eder. Bulgarlar, aslen Kıpçak Türküdür ama din ve hakim dil unsurundan, 900 lü yıllardan sonra Slavlaşmışlardır. Hatta Son Türkçe isimli kralları, Temuçin Asparukhandır. Siz şimdi gidin, bulgarlar bir numaralı Türk düşmanı,Slavcı olmuş çıkmışlardır. Aynı şekilde, Türkiye coğrafyasında yaşanan siyasal, toplumsal kültürel süreçlerde, kürdi olan bir cemaat Türkleşmiş, Türkmen olanların da ciddi bir kısmı kürtleşmiştir. Örnek Karakeçili Türkmenleri.. En hızlı kürtçüler dahi kabul etmekteki, Karakeçililer, Oğuz Türküdür. Ama çift dillilik denen sosyolojik başkalaşıma girmişler günlük hayatları kurmaç ca ifadelere geçmiştir. Tersi bir örnekte, Germiyanlılar aslen İran hoy kenti kökenli Kürt aşiretidir ama zamanla Türkmenleşmiştir. Yine Irakta en büyük arap aşireti diye bilinen, Al Bayati aşireti bütün mensuplarınca ifade edilir ki, Bayat Türkmenlerinden ancak arapça ana dil konumunu almıştır. Bunda körü körüne etnik faşizm göstermenin manası yoktur. Ayrıca bir şeyin gerçeğini kabul etmek başka, o gerçeği benimsemek başkadır yani aidiyet ve asabiyet bağı tercih meselesidir. Bir insan, Kürtçe dilini kullanıyor diye kürt olamaz. Yakın tarihe kadar İstanbul da, ana dilini unutmuş, çok iyi derecede, Türkçe konuşan İstanbul Rumları vardı, şimdi onlarda Türk mü idi..Bir misalde kendi ailemden vereyim, babamın öz amca çocukları, Amasya'dan, Ağrı'ya 1960 larda Karayolları Mdr. çalışanı olarak gitmişler ve hanımları kürt, şimdi çocukları da, dede tarafımızdan has amca oğulları olan babaları da, aslen amasyalı olmasına rağmen kürdüz demekle kalmıyorlar bir de, sizden de kürtçü olup çıkmışlar.. Vesselam. Herkese, Selam ve Saygılar...

    YanıtlaSil